Çankırı'da İşini Yapan Gazetecilere Uygulanan Saldırı Tepki Topladı (Özel Haber)

Çelik, “Basın bir şehrin ve kamuoyunun sesi, gözü, kulağıdır. Bunun aksini düşünen varsa çıksın ona göre Çankırı’da işini adam gibi yapan gazetecileri engellesin, gücü yetiyorsa saldırsın.”

Çankırı'da İşini Yapan Gazetecilere Uygulanan Saldırı Tepki Topladı (Özel Haber)
02 Temmuz 2025 - 16:30 - Güncelleme: 02 Temmuz 2025 - 16:46
Tepki Topladılar

“Çekemezsin!” sözleriyle engellenen gazeteciler: “Kamu adına görev yapıyoruz, susturulamayız; işimizi doğru, düzgün yaptığımız müddetçe susturamayacakcınızda.”

Çankırı’da meydana gelen trafik kazasında iki özel harekat polisi hayatını kaybederken, üç polis de yaralandı. Ancak kazanın ardından yaşanan bir diğer olay, basın özgürlüğü tartışmalarını beraberinde getirdi.

Kazayı takip etmek için olay yerine giden gazetecilere, bazı özel harekat kursiyerlerinin fiziki müdahalede bulunulduğu, Ulusal Basın Çankırı Temsilcisi bir gazeteci arkadaşımız, henüz görüntü almaya başladığı sırada etrafının onlarca kursiyer tarafından sarıldığını, telefonunun alındığını ve çektiği görüntülerin zorla silindiğini belirtti.

Olay sırasında basın kartını göstermeye çalıştığını ancak buna dahi izin verilmediğini belirten gazeteci, "Sadece görevimi yapıyordum. Tıpkı polis gibi ben de kamu için oradaydım" dedi.

Ayrıca,
www.haberci18.com İnternet Medya gazetecinin kamerasına el konulmak istendiği, kayıt kartının alındığı ve görüntülerin silinmeside gazetecilerin piskolojik sınırlarının zorlamasına yönelen kursiyerlerin yaptıkları kaba davranışları bardağı taşıran son damla oldu.

www.haberci18.com İnternet Medya Yayın Yönetmeni Mustafa Çelik, “Basın hürdür, sansür edilemez” Bu sadece bir cümle değil, Anayasamızın 28. Maddesidir. Milletin haber alma hakkı, düşünce ve ifade özgürlüğü ile birlikte demokrasimizin temel direğidir. Bizi engelleyemezsiniz. Anayasal suç işliyorsunuz. Ne kadar zorunuza gitsede “Basın bir şehrin ve kamuoyunun sesi, gözü, kulağıdır. Bunun aksini düşünen varsa çıksın ona göre Çankırı’da işini adam gibi yapan gazetecileri engellesin, gücü yetiyorsa saldırsın.

Buradan
Şehit Seyit Saraç Özel Harekat Polis Eğitim Merkezi Müdürü Sayın Arif Özdemir beye selenmek istiyorum. “Sizden isteğimiz Müdürlüğünüzde eğitim gören Pomem öğrencilerine, kursiyerlerine gazetecilere, insanlara nasıl davranılması gerektiğinin kursununda verilmesini rica ediyoruz.

Sizin öğrencilerinizin gazetecilere yaptıkları çirkin ve üzücü saldırıları karşısında AFAD Afet ve AcilDurum Yönetimi Merkezi Toplantı Salonunda gerçekleştirilen toplantıda İl Emniyet Müdürü Aytekin Canıtez, İl Jandarma Komutanı J. Kd. Alb. Gülden Mat Şakir, AFAD İl Müdürü Ahmet Matur, AFAD, emniyet ve jandarma teşkilatı yetkililerinin huzurunda şehrimizin Valisi adam gibi adam Sayın Mustafa Fırat Taşolar sizin adına özür üstüne özür dilediyse (diledide) Değerli Valimizde bize özür dilemek zorunda değildir.. Bu sizin eğitim noksanlığınız olarak kabul edilmektedir. Bize yapılan saldırılar hakkında da kanuni haklarımızın saklı olduğunu bilmenizi isteriz.


Bu Ülkede Gazeteci Olmak: Çekemezsin!


Olay sonrası Çankırı Gazetesinde Çalışan meslektaşımız Ramazan Sarıcı bir köşe yazısı paylaştı,

Çankırı’da eğitim gören özel harekat polislerinin geçirdiği elim trafik kazasında iki polis kardeşimiz hayatını kaybetti, üç polisimiz ise yaralandı. Olayın kendisi zaten başlı başına acı verici. Ancak bu haberi kamuoyuna, vatandaşa aktarmaya çalışan biz gazetecilerin olay sonrası maruz kaldığı muamele ise bizleri derinden üzdü. Anlıyorum, acınız var, acımız var. Çok üzgünüm.

Bugüne kadar birçok defa bu tür olaylarla, engellemelerle karşılaştık ancak artık bıçak kemiğe dayandı.

Gazeteci olarak görevimizi yapmak, halka doğru bilgiyi ulaştırmak için olayı duyar duymaz kaza yerine gittik. Ben oradaydım çünkü bu benim görevim, ekmek kapım. Tıpkı olay yerindeki polislerin olduğu gibi. Ancak, bazı özel harekat kursiyerleri, hukukun, özgürlüklerin, basın görevinin ne olduğunun farkında değillerdi.

Henüz görüntü almaya başlamıştım ki bir anda etrafımı onlarca özel harekat kursiyeri sardı. Telefonum elimden alındı. Elimizden, kolumuzdan tutulduk, itildik. Basın kartımı göstermek istedim, elimi cebime zor attım. Korkmayın; silah, bıçak taşımam.

Kargaşa büyüdü;


“Ne çekiyorsun, neyi çekiyorsun l*n”

“Çekemezsin l*n!”

“Sen kimsin?”

“Çekmeyeceksin l*n, izin vermiyoruz!...”

Telefonum alındı, çektiğim birkaç kare görüntü zorla silindi. Resmi bir özel harekat polisi beni alandan uzaklaştırmaya çalıştı, telefonumu istedim, zor da olsa aldım. Etrafımı saran onlarca özel harekat kursiyeri tekrar, yüksek sesle, bağırarak ‘Sileceksin l*n o görüntüleri, hepsini temizleyeceksin’ ifadeleriyle bizleri ne yazık ki tekrar üzdüler. Olayın sıcaklığının geçmesini bekledik, gazeteci Mustafa abimizin kamerasına el koymaya çalıştılar, kartını aldılar, ‘Yasak’ dediler.

Olaylar daha fazla büyümesin istedik, Mustafa Çelik abimizin de görüntülerini sildik. Kendisini zar, zor zaptettik.

Olayın sıcaklığıyla ben o alanda darp edilebilirdim, silahı belinde genç kardeşlerimiz yanlış bir harekette bulunabilirdi. Görevi gereği polislerin daha duyarlı olması gerekirken…

Bir olaya gideriz, jandarma personeli ‘Yasak kardeşim’ der.

Kazaya gideriz, Cumhuriyet Savcısı önümüze gelir ‘Buradakiler yüzlerinin görünmesini istemeyebilir, çekme’ der.

Kamu yararı dışında ne bir haberimi, ne bir tek kare fotoğrafımı, görüntümü görürsünüz. Kamuya, ilimize zarar gelmemesi için zaten çok titiz davranıyoruz.

Biz Kim Miyiz?

Ben kim miyim? Vatandaşımızın, memleketimizin, ülkemizin haber alma hakkını savunan, kamu yararını gözeten, işini onuruyla yapan gazeteciyim. Ve evet, ben de bir kamu görevi yapıyorum.

Ancak görünen o ki, bazı kolluk kuvvetleri hala gazeteciyi “Tehdit” olarak görüyor. Kamera, telefon kaydını “Suç” olarak algılıyor.

Oysa demokrasilerde basın özgürlüğü sadece gazetecinin değil, halkın hakkıdır. Bir gazeteciye “Çekemezsin” demek, aslında halka “Gerçeği öğrenmesinler” demektir.

Bu noktada yetkililere, özellikle emniyet ve jandarma teşkilatına bir çağrım var:


Polis ve jandarmanın mesleki eğitimlerine, iletişim, davranış etiği ve basınla ilişkiler de dahil edilmelidir. Devlet adına yetki kullanan hiç kimse, o yetkiyle vatandaşına, hele ki gazeteciye, yayın yasağı olmadığı sürece “Yasak, Çekemezsin” diyemez.  Ne yazık ki Çankırı’da bu sorunu bir türlü aşamıyoruz.

Kazalarda, felaketlerde, kriz anlarında basın ve güvenlik güçleri birlikte çalışmak zorundadır. Çünkü ikimiz de kamu için oradayız. Biri olayları kontrol altına alırken, diğeri kamuoyuna doğru bilgi ulaştırmaya çalışır. Bu dengeyi sağlamak, hem demokrasinin hem toplumsal barışın temelidir.

Bugün bana, bize yapılan yarın başka bir meslektaşıma yapılabilir. Ve eğer bu olayın üstü örtülürse, gazeteciler yalnız bırakılırsa, gerçeği konuşmak giderek daha da zorlaşacaktır.

Basına uygulanan şiddet, sustukça meşrulaşır. Biz “Susmayacağız.” Çünkü susarsak, yarın kimse gerçeği öğrenemeyecek.

Bu haber 3394 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Halk
    11 ay önce
    Hastanenin kapısına çekim yapmak yasaktır yazarsan herkes bu yazıyı gerçek zanneder kanun zanneder.