Bir Yudum Sya Muhtaç Olmak
İnsanlar ne hikmetse yüce Mevla’mın bizlere bahşedilen nimetlerini, sorgusuz ve sualsiz hoyratça kullanmakta üstümüze yok. Atalarımızdan gelen bir söz vardır. “Yılan bile karnını doyurmak için toprağı israf etmemiş” Yılan toprakla mı karnını doyuruyordu hayır!. Ama önemli olan sözün, israf konusunda yılan bile insanlardan daha duyarlı olduğudur.
Canlıların en tehlikelisi olan biz insanlar, Mevla’m beterinden esirgesin, hiç bitmeyecekmiş gibi kullandığımız, faydalandığımız bir çok nimetin sıkıntısını çekiyoruz ve çekeceğiz, hani “hazıra dağ dayanmaz” derler ya!. Yine de bin kere şükürler olsun bu yıl gerek kış aylarımız ve gerekse nisan yağmurları dediğimiz yağmur aylarımız çok bereketli geçti, inşallah bu yıl özellikle su sıkıntımız görünmüyor. Ancak bilim adamlarının sözleri ve raporları ise korkutucu, gözlemlerine göre ”Dünya adım adım su kıtlığına doğru gidiyor” Bu doğru mu yanlış mı zaman gösterecek. Suyumuz ne kadar bol olursa olsun Yüce Mevla’mın bu nimetini israf yapmadan ihtiyacımıza binaen kullanmak ve hoyratça kullanmamak gerek.
Zaman zaman yaşadığım Safranbolu’dan doğduğum topraklara Korgun’a giderken yemyeşil dağlar, yol kenarlarındaki mevcut pınarların şırıl şırıl akan suları, dağda hayvanların su içmek için insan emeğiyle yaplılmış gölleri su ile dolu gördükçe yüce Mevla’ma bir kere sürürler olsun diliyerek temiz, oksijeni bol, açık havada, ormanda, yeşillikler arasında, yine şırıl şırıl akan dere kenarlarında doğayla baş başa kalmak sanki hayata yeni doğmuş gibi mutlu oluyoruz. Biz hemen hemen birkaç yıldır, pandemi virüs nedeniyle, veya kene gibi zehirli böceklerin doğada artması gibi olumsuzluklardan dolayı da içimizdeki ‘acaba’ nedeniyle, piknik yapmak, başımızı bile dışarıya çıkaramıyorduk ne yazık ki...
Geçen yıllarda gerek kış aylarımız ve gerekse yağmur aylarımız oldukça kurak geçmesiyle haberini aldığımız birçok pınar, bir çok göl kurumuş ya da suları çekilmiş, veya iyice azalmıştı. Bilim adamlarının hazırladığı küresel raporlara göre Türkiye, dünya genelinde aşırı yüksek su kıtlığı riskiyle karşı karşıya olan 33 ülke arasında bulunmaktadır.
Yaşadığımız Safranbolu bölgesine göre çok şükür geçen yıllara nispeten bu yıl ocak ayında bile sokaklarda neredeyse bir metreye yaklaşan kar yağışı ile şu ana kadar ülkemizi son derece memnun eden yağmurlar ülkemizde görülmedik bir su bereketinin yaşandığına şahit oluyoruz. Bu yıl suyumuz bol ise gelecek yıllar ne olacak belli değil onun için insanların bir yudum suyun kıymetini bilerek ona göre kullanmalıyız. Allah korusun bir yudum suya muhtaç olmakta var bu hayatta mücadelesinde…
Ülke toprakları içerisinde, ayrıca ormanlık ve dağlık alanlarda insan eliyle yapılmış bir çok pınar ve sulama alanlar var. Gündüz pikniğe gidenler faydalanıyor, geceleri doğal yaşamda hayatlarını idame ettiren diğer canlılar faydalanıyor. Şimdilerde çoğu kurumaya yüz tutan ağaçlar ve tabiat canlandı.
Canlıların hayat iksiri, can damarı, yaşama vesilesi olan suları hor kullanmamız gerekiyor. Çünkü su bizim insanlar dışında sayısız uçan, yürüyen ve sürünen, doğada yaşayan canlıları da suya ihtiyacının olduğunu düşünmemiz gerekir. Tabi ki bu hayvanlarda doğanın bir parçasıdır..
Bu ülkenin yüzde 98 i İslam dinini kabul etmiş Müslüman bir toplum. İslam’ın ilk şartlarından birisi de insanların ve bulunduğun çevrenin temizliğidir. Çevre temizliği, insan sağlığını korumak, doğal dengenin sürekliliğini sağlamak ve gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak için hayati önem taşıyan bir sorumluluktur. Ortak yaşam alanlarımızın temiz tutulması temiz su kaynaklarının ve soluduğumuz havanın korunması anlamına gelir.
Biz istediğimizi yazalım, istediğimizi konuşalım, kusura bakmayın ama hani ne diyeyim ki bazı kendini bilmez insan yaratıkları, hem doğaya hem de doğal yaşama en büyük zararı veriyorlar, İnsan yaratıkları dedim de konumuzla da ilgili ama yazmayayım dedim ama konu açılmışken yazmak zorunluğu hissettim. 10.Mayıs.2026 tarihlerinde yani bir ay kadar önce uzun yıllar görmediğim Korgun/Alpsarı göletinde piknik yapmak amacıyla ailecek gitmiştik.
Yani yüce Mevla’m Gölet’in suyunu doldurmuş, her taraf yem yeşil, mükemmel bir piknik alanı. Devletimiz ise insanların bu güzellikler ortamında piknik yapabilmesi için bütün imkanları uygun olarak yapmış, Ancak size anlatılmasından bile utanç duyduğum bu alanı çevre temizliği berbat desem az gelir. Piknik yapmaya gelenlerin piknik alanını resmen bir pislik alanı haline dönüştürmüşler, piknik yaparken bıraktıkları çöp ve pisliklerini sağa sola savuranlar için üslubumu da bozmak, çok ta ağır yazmak istemiyorum ama insanlığından ve onu yaratıcısından utansınlar, Bu güzellikler ortamında piknik yapıp pisliklerini oraya buraya atanlara kınıyor, yani doğada böyle acımasız davrananlara siz ne derseniz deyin ama ben onlara insan bile diyemiyorum..
Elimizdeki imkânları, özellikle pınarları ve sulak alanları, yani suyu, bu kadar hoyratça tüketmemek için, Bir bilim ardamı söyle demiş “Yetinmek, azla iktifa etmek aza kanaat etmek, yani ölçülü bir yaşam tercih etmek sizi dünyada rahat ettirir. Böylelikle yaşamınız boyunca doğadan tad ve lezzet almanızı, düzgün bir hayat sürmenizi sağlar”
İstekler hiç bitmez yaşamda. Önü arkası gelmez. Yeter bu kadar denmez. Hep isteriz, daha çok gelsin deriz, kanaat etmez, doyuma bir türlü ulaşmayız.
İşte bu yazıma uygun bir kıssadan hissi : Karınca yere dökülen bal’dan biraz yer gider. Tadı hoşuna gider tekrar geri döner daha çok yemek için içine girer. Ancak ayakları bala batar ve debelenerek ölür. Hikmet ehli der ki : Dünyanın da tadı bal gibidir, kim yetecek kadar tüketirse kurtulur, kim hırsına kapılıp içine dalarsa sonu karıncanın sonu gbi olur..
Görüşmek dileğiyle hoşça kalın, sağlıklı kalan…
Necati KESKİN
15 Haziran 2026

