Necati Keskin

Necati Keskin


Dağların Bekçileri

15 Haziran 2021 - 10:57 - Güncelleme: 15 Haziran 2021 - 11:00

Dağların Bekçileri

Yüce Mevla’mız ilk emri “OKU” olduğuna inandığımız için hayatımızın sonuna kadar her zaman yeni bir şeyler öğrenmeye ve öğretmeye çalışmak gerekir, “İlim insanlığın yitik malıdır. Nerede bulursan onu al.” demiş peygamberimiz...

Yazımın konusu ise “Okumanın yaşı yoktur” cümlesini onaylayan yaşanmış olaydan bahsetmek istiyorum..

Safranbolu öğretmenevine bir öğretmen arkadaşımızın yanında yakın akrabası olarak tanıştırdığı ve daha sonra bir iki sefer daha muhabbetine iştirak ettiğimiz 90 yaşına merdiven dayamış, adının Ahmet olduğunu öğrendiğimiz Ahmet ağamızın marifetleri saymakla bitmiyor, bir defa mükemmel kaval çalıyor, Ses ve dudak hareketleriyle her türlü müzik sesini çıkartıyor, yani kendini de mükemmel yetiştirmiş,

Ahmet abimize –“Nereden Emekli oldun” dedim, -“Valla kendi primimi kendim ödedim ve 35 yıl oldu emekli olalı” dedi. Ben öğretmen emeklisi tahmin ettim. –“Peki tahsilin ne Ahmet abi” dedim, –“İlkokul” dedi,  Peki –“Ne iş yapıyordun, 75 yıldır” dedim, -“Hayatım çobanlıkla geçti, iyi bir davar çobanıydım” dedi. Dağlarda hayvanlarının arkasında okuduğu kitapları sıraladı ki, saymakla bitmiyor.

Bizim gibi biraz tahsil yapmış olanlar “Çoban” deriz geçeriz ve mesleğini küçümseriz ama Çobanlık mesleği Peygamberlik mesleğidir. Tanrı bir tek çobanlara yıldız vermiş en parlak yıldıza Çoban yıldızı deriz.

İşte hayatının hemen hemen tamamını çobanlıkla geçirmiş olan Ahmet ağamız maşallah dağlarda kendini yetiştirmiş, genel Kültürü müthiş,  dağların 75 yıldır bekçisi olmuş.

Çobanlık çok özel bir meslektir, bu mesleği de, herkesin yapamayacağı kadar zor ve herkese nasip olmayacak kadar değerli bir meslek.  Çoban da, gerek ağılda, gerekse otlakta, kendisine ait yada emanet edilen koyun, keçi ve sığır sürüsünün bütün sorumluluğunu taşıyan kişidir.

Anadolu’da çobanlık kültürü, Orta Asya bozkırlarından Anadolu yaylalarına uzanan "Oğlunla ordu, kızınla komşu ol" duası ile bu geleneğine dayanan, özgün ve ekonomik özelliklere sahip bir yaşamı ifade eder çobanlarımız. Anadolu insanımız bozkır kültürü ile harmanlanmıştır, onun renkli yaşam tarzı ile bütünleşmiştir çobanlarımız.

Kekik biten yaylalarda, keklik öten dağlarında, tahılların yetiştirildiği tarlalarda, her türlü sebzelerin yetiştirildiği bahçelerde, tadına doyum olmayan üzümlerin yetiştirildiği bağlarda yaşayan insanların atalarının geçmişidir çobanlarımız,

Sabahları horoz ötüşleri arasında keklik sesiyle uyanırlar ve akşamları köpek havlamaları, kuzu sesleri, gece bülbül ötüşleri, koyunların kuzuların arasında huzur ve mutlulukla uykulara dalarlar çobanlarımız.

Dört bir yanı çoban çeşmeleri ile donatılmış köylerin otlaklarında, derelerinde ve tepelerinde, sırtlarında kepenekleri ‘abası’, elinde kavalı, önünde azığını koyduğu heybeli eşeği ve yanında karabaş köpeği, büyük ve küçükbaş hayvanları ile baş başa olan çobanlar, kırsal hayatın vazgeçilmez meslek erbabı olarak halk arasında sevilirler.

Halkın bir parçası, hayvanların can yoldaşıdır çobanlarımız,

Anadolu’muzun yaşam tarzı,  kültürümüzün özgün parçalarıdır onlar..

Hani Faruk Nafiz Çamlıbel’in bir şiirimiz vardı ”Kaç yanık yolcuya soğuk su verdi/ Değdi kaç dudağa çoban çeşmesi”

Eski sevdalar ve eski meslekler tarihe karışsa da izleri ve dumanları, esintiler halinde hayatın bir parçası olarak hep yaşamaya devam ederler,

Bozkırın insanı, havası, suyu, geleneği ve alışkanlıkları ile dağların renkli bekçileridir onlar. Yazarların, şairlerin, ressamların ve fotoğrafçıların eserlerine hayat ve ruh verir çobanlarımız.

Bu gün artık bazı yaylaların koyunsuz, kuzusuz ve çobansız kaldığı bu ortamda, çobanlarımızın yerini artık yabancı ülkelerden ithal edilen ne idüğü belirsiz insanlara kaldı bu meslek..

Sağlıklı ve huzurlu günler dilerim.

Necati Keskin
atay1348@gmail.com

Bu yazı 1684 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum