Necati Keskin

Necati Keskin


Geçmiş Yıllarımızdan -3-

01 Eylül 2023 - 21:25

Geçmiş Yıllarımızdan -3-

Sobalı ve Siyah Beyaz Televizyonlu günlerimiz.

Geçmiş yıllarımızdan -1- “Kara Buğdan Unu” hatıralarımız arasında bulunarak o günleri anlattık. İkinci yazımızda yine o günlere ait  “Radyolu Günlerimiz”in bizde bıraktığı hatıraları a anlattık şimdi ise “Sobalı ve Siyah Beyaz Televizyonlu Günlerimizi” yaşadığımız o günleri özleyenlere ve  bilmeyen gençlere yine bir nostalji yapalım istedim.

Bazı akıl evveli yaşlılarımız hep eskileri hatırlayarak o günlerde çok daha mutluyduk havasına girerler. Mesela eski köy evlerinden söz açıldığında, “Çocukluğumuzun sobalı evlerinde şimdikinden daha fazla mutluyduk” derler, Aslında doğru söylüyorlar, nedeni ise o yıllar çocukluk, yani geçim derdi, seçim derdi bilmediğimiz veya umurumuzda olmadığı yıllarıydı. O yıllarda yakacak endişesi olmayan çocuklar için kış ayı onlara mutluluk getirir ama orta yaşlılar veya evin erkek büyükleri gelecek kışın yakacak hazırlıklarına, evin kadınları ise kışlık yiyecek hazırlıklarına başlamıştır bile. Kış geliyor endişesini o yıllarda orta yaşlılara sorsa idik  sanırım pek mutlu olduklarını söylemezlerdi..

Sene 65 -70 yıllar. Televizyon denen, batılıların ta bin dokuz yüz otuzlarda hayatına giren bu kutu Ankara’da ilk deneme yayınlarına başladığında İkamet ettiğim Ankara Altındağ Akif bey mahallesinde bulanan kahvehane de akşamları 2 saatlik deneme yayını için yerimizi alır dört gözle seyrederdik. Kahvehane ise iğne atsan yene düşmüyor, tamamen doğu kökenli vatandaşlar tarafından hınca hınç dolu, Birde affedersiniz ama adam yemiş otlu peyniri, arkadan hem de sesli cayır, cayır bırakıyor, ortam leş gibi ama ne yaparsan yap yani ihtiyacından dolayı çıkmak istesen de çıkamazsın, Hani bu günkü gibi  muazzam programlar da yok, hakikaten bizler o yıllarda nasıl bir televizyon tutkusuydu diye düşünmeden edemiyorum.?

Evlerimize ancak 75-80 li yıllarda siyah beyaz olarak girdi. Bir tane siyah beyaz televizyon, o da haftada iki ya da üç gün yayın yapar belli saatlerde. Kışın mutlaka televizyon evin sobalı odasına kurulur ki  seyrederken ev halkı üşümesin... Fakat şimdi ki gibi nerede öyle her oda da renkli televizyon? Bir tane tek kanallı siyah beyaz televizyon, bütün ev halkının gözü onda.

Hiç unutamam yıl 1977 – 78 yıllarıydı, Siyah-beyaz  Televizyonumuzu yeni almıştık, üç veya dört gün sonra bir akşam komşu ziyaretine gittik, komşuda henüz televizyon yok, programda “Kaçak” diye bir dizi var,  bir saat kadar oturduk, çocuklar küçük ve yalnızlar, bahanesiyle müsaade isteyerek ayrıldık. Eve neredeyse koşar adımlarla geldik, televizyonun düğmesini açtık, sobada sıcaklık gitmiş ama ev normal oturulur durumda, hanım bir köşe geçti, bende yanmayan sobaya sırtımı dayadım, hay  yaslanmaz olaydım ki  tangur tungur borular yere düştü, borular içinde ne kadar kurum varsa, zaten bir tane bulunan halımızın üzerine, Eyvah ki eyvah dedim ama iş işten geçti, tabi o yıllarda böyle elektrik süpürgesi ne gezer, Sabaha kadar evde kurum temizlemekle, gündüzde hanım halı yıkamakla geçti. Yani televizyonda “Kaçak” dizisini böyle bir hatırası vardır bizim unutulmayan hatıralarımızda.

O yılların en büyük dertlerden biri her gün sobayı temizlemek, 15 günde bir boruları temizlemek yoksa baca çekmez her gün sobadan dumana boğuluruz. Tabi bu arada evin erkeği sabah erkenden işe gittiği için o işi de çoğu zaman tatil günlerine bırakırız. O tarihte kaloriferli evler hem yok denecek kadar az, hem de bizim gibi aldığı ücreti belli bir memurun kaloriferli evlerde oturması mümkün değil, oturanlara da gıpta ile bakılır. Kışın belki zor ısınırdık, çoğu zaman yorganlara sıkı sıkı sarılırdık ki üşüyüp de hasta olmayalım diye, sabah hanım sobayı yaktığında herkes kalkar kahvaltıya kadar sobanın etrafında soba keyfi yapardık. Akşamları çocuklar sobalı olan odada yatarlar, bizde suyun bile donduğu diğer odada yatardık.

Şimdi kaloriferli evlerde oturuyoruz, doğal gazlı, her şey tertemiz, her yer sıcak, yatarken üşümeyelim diye sıkışarak yattığımız sobalı odamızda şimdi geniş yatakta, sıcaktan uyumadığımız için her birimiz bir başka köşede, işte o günleri böyle ayrılık yaşamadığımız için  arıyoruz.

Kış bitti, evin reisi soba borularını çırpıp temizledikten sonra kömürlüğe kaldırır, ondan sonra da eylül veya ekim ayına kadar sobanın yüzünü görmek yok.

Bizim Korgun’da mutfak olarak ayırdığımız eski kiler odasında bulunan kuzine sobası hem anılarımızı tazeliyor hem de nostaljik olarak bazen tadına doyum olmuyor. Tek eksik eskisi gibi eksilerde olan kış yok ve soba üstünde kestane de yok, ama kuzine içerisinde pişirmeye yetecek patateslerimiz var çok şükür....

Eski sobalı günleri yad ettik. Sağlıklı kalın.

Necati KESKİN
atay1348@gmail.com
01.Eylül.2023

Bu yazı 933 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum