Necati Keskin

Necati Keskin


Okumayı Sevmek

06 Ocak 2023 - 13:21

Okumayı Sevmek

Okumayı kalben ve ruhen sevecensin, Rahmetli Ünlü tarihçi Cemal Kutay’ın ünlü bir sözüdür “Vaktin en güzeli okumakla geçer”

Benim de okuma merakım ilkokul yıllarına dayanır. Benim okuduğum yıllar, kalemin defterin zor temin edildiği, kitabın, derginin bugünkü tabiriyle söylersek "Yokluk" yıllarıydı.

Zaman zaman düşünüyorum da; iyi ki, o yılları yaşamışım.

Şimdi de kuşak olarak tam bir anaforun ortasında kaldık. Bir yanda tadına doyum olmayan, insanlık değerinin, dürüstlüğün, ahlakın üst seviyelerde tutulduğu bizim ilkokul çağlarımız, diğer yanda bütün değerleri yerle bir eden internet dönemi iç içe geçmiş şekilde yaşadık. Tapu ve Kadastro Müdürlüğünden emekli olmam hesabıyla ben şanslıyım çünkü bilgisayarla erken tanıştım. 1980-85 li yıllarda bilgisayar, akıllı telefonlar  derken dijital ortama geçişte çok hızlı biçimde internet ortamına ayak uydurmam gerektiğini öngörüp ki; merakım da o yöndeydi, kendimi o yönde de geliştirdim sayılır.

Ne diyordum; okumak.

Evet, o yıllarda sadece ben değil benim emsallerim de istediğimiz kitabı alamıyorduk. Ders kitaplarından hariç diğer kitaplar pahalı, ama alım gücümüz bizim ve diğer ailelerin yok denecek kadar az. Ne yapayım derken hemen Korgun’da babamın bakkal dükkanındaki gazete kağıtlarından yapılan kese kağıtları açarak okuma açlığımı biraz olsun gidermeye çalışıyordum. O kağıt parçalarını inanın virgülüne kadar okurdum, babamın parayla aldığı kese kağıtlarını açmama babam çok kızardı, ne yalan söyleyeyim ki bu alışkanlığım bir iki sille yememe de sebep olmuştu.

Ortaokulda okurken Korgun’a gezmeğe gelen ve Çankırı’da okuyan dayımın oğlu rahmetli Reşat Uluçay ile aradığım kitapları bulamıyorum dediğimde “Çankırı’ya geldiğinde seni kütüphaneye götüreyim orada istediğin kitapları bulur okursun, hatta bir haftalığına veya 15 günlüğüne zimmetle alırsın, okuduktan sonra tekrar teslim edersin” deyince çok sevinmiştim. O günden sonra babamla Çankırı’ya gittiğimiz de dayı oğlu Reşat beni kütüphaneye götürdü, işte kütüphane ile tanışmam ortaokul sıralarında olmuştu. O andan itibaren de on beş günde bir rahmetli anamdan üç beş kuruş yol parası kırpıp Çankırı’ya izinsiz kaçardım, ben artık kütüphanenin müdavimi olmuştum. Kütüphanede çalışan bayan memur sağ olsun Korgun’dan geldiğimi bilerek zimmetime 15 günlüğüne okumak için verdiği kitapları bir ay sonrada gelirsen olur ben idare ederim diyerek bana çok yardımcı olmuştu.

Böyle birkaç yıl devam etti. (Yıl 1962-63 yılları)  Öyle ki; ta o yıllarda Osmanlı tarihini neredeyse ezbere biliyordum. Babam her Çarşamba Çankırı’ya gittiğinde mutlaka o yılların önemli gazetesi olan “Akşam” gazetesini almasını isterdim, Babam da sağ olsun o gazeteyi alıp getirmeyi görev bilirdi. Tabi o yıllarda Milliyet Çocuk, Hürriyet Çocuk v.s. bir çok yayın vardı, fakat dediğim gibi  bizim o yıllarda o imkanlarınız yoktu. Birde o yıllarda arkadaşlarımızla birbirimize aktarmalı olarak Tommiks, Texas, Kızıl Maske v.s. kitapları okumak, okkalı bir dayak yeme sebebiydi. Onun için o çizgi film romanlarını ders kitaplarımızın arasında gizli okurduk. Hatta, hiç unutamadığım bir anım, sanırım orta son sınıftaydım, sınıf ortasında, okula getirdiğim bu kitaplar yüzünden öğretmenim Hasan Öztürk’ten “Lazoğlu” fena bir dayak yemiş olmamdı.

Ankara’da Sanat Enstitüsüne başladığımda harika bir edebiyat öğretmenine sahip oldum. O adamın büyüleyici konuşmaları, söylediği şiirler, öğrencilerine evladı gibi yaklaşımı hala gözlerimin önündedir. Müthiş babacan birisiydi. İlk yazdığım makalemi gösterme cesareti kazanmama sebep olan kişi de oydu. Beni ilk eleştiren de oydu. Benim güzel yazı yazmamın tek sebebi de oydu. Her ay sınıfta bir konu hakkında makale yazmamızı ve okuma yarışması düzenleyen, düzenli kitaplar okumayı salık veren, bizlere daha aydınlıkçı düşünmenin yollarını bulduran da o rahmetliydi.

İlk yazma eylemim, Sivas’ın İmranlı kazası Karataş köyünden Ankara’da ev arkadaşım Rıza Pekşen’in akrabası bir amcamızın çalıştığı “ANKARADA SON HABER” diye haftalık bir gazetesi vardı, o gazeteye arada sırada kendi iç dünyamıza göre makale yazar ve yayınlatırdık. Daha sonra memurluğum dolaysıyla Safranbolu’ya yerleşip gazeteci abimiz Avukat Atılay Ulucan ile tanışarak “İLKSES” daha sonra “SAFRAANBOLUDASONSÖZ” gazetelerinde ara sıra haber veya makale yazardık.

Karabük Kadastro Müdürlüğünden 2002 yılında emekli olduktan sonra artık benim  asıl ve milli görevim olan köşe yazarlığı bu şekilde başlamış oldu…

Bir ara benim makalemin devamlı okuyucusu olan “BİZİM ÇANKIRI” gazetesinde köşe yazarı olan bir bayan kardeşimiz bana mesaj çekerek “ÇANKIRI/KORGUN’LU olduğu söylüyorsun, acaba  Çankırı gazetelerinin birinde hizmet etmek ister misiniz” dediğinde, “Çok memnun olurum” dediğimde bana bir hafta sonra “Çankırı’da “HABERCİ18.COM” İnternet gazetesinde köşe yazarı olarak kabul eder misin” dediğinde, kendisine sonsuz teşekkürlerini ifade etmek istediğim Gazete sorumlu sahibi Mustafa Çelik bey ile  görüşerek Haziran.2012 tarihinden bu yana yazılarıma devam ediyorum.

Her partiye yakınlığım dolaysıyla hiçbir partiye ne üye oldum nede her hangi bir partinin fikrini savundum. İnanın bütün partilere tamamen tarafsız kaldım.

Uzun bir yazı oldu. Kimsenin oturup, kafa patlatarak okuyacağını sanmıyorum. O yüzden son söz olarak şunu söylemek istiyorum: bilinçli okur olmak, okuyorum diye sürekli birilerini hakir görüp, aşağılama çabası içinde olanlar var elbette. Elbette yazı yazılarım onlara ters gelebilir veya benimde hatalarım olmuştur. Önemli olan hatalardan ders çıkarmaktır. Beni tenkit edenler kadar mürekkep yalamışlığım olmaya bilir. Fakat inanın okuyucuların yüzde 99 u takdir edenlerdir.

Bende onların verdiği güçle ve yaşım itibariyle nereye kadar müsaade ediyorsa oraya kadar yazacağız elbette.  Düşüncem bu.

Bu uzun yazımın tamamını okuyanlar için onlara sonsuz teşekkür ediyor, Sağlıklı ve huzurlu bir yaşam diliyorum.

Necati KESKİN

05 Ocak 2023

Bu yazı 704 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum