Çayyolu Elektrikçi hosting PUBG Mobile UC Satın Al Seo Paketleri
Necati Keskin

Necati Keskin


Zor Yıllar 2

01 Ekim 2023 - 09:31

Zor Yıllar 2

Daha önce yazmış olduğum “Zor Yıllar-1-“ yazıma ilaveten, ikinci “Zor Yıllar-2- Yazımı da ilave ederek  bilgi ve takdirlerinize  arz ederim.

Birinci Dünya savaşı 1914 yılında patlak vermiş ve 1918 yılında  ise savaş bitmiş, Padişah Vahdettin bir İngiliz gemisiyle Ülkeden ayrılmış ve bu şekilde Osmanlı Devletinin sonu olmuştu, Ülkemizi kendi aralarında anlaşarak bazı bölgeleri işgal eden işgalciler, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde tek tek temizlenerek 29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyet kurulmuş, 1938 Kasımında Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün Rahmeti Rahmana kavuşmasına kadar her şey yolunda giderken ondan sonra ikinci dünya savaşı patlak verir. Yıl 1939 Almanya Avrupa’yı kasıp kavuruyor bütün devletler tek tek işgal ediliyor ve sıranın da Türkiye’ye gelme ihtimalinin çok yüksel olduğu görülüyor, Türkiye savaşın sıkıntılarını yakından hissederek ve Almanya ile savaş çıkma ihtimaline karşı erkek nüfusun büyük bir bölümünü silah altına alınıyor.

Erkek nüfusun silah altına alınması üzerine ülkedeki tahıl ve hayvancılık üretimini çok büyük ölçüde düşürdü. Böylelikle savaşında kapıda olması ihtimaline karşılık İşte ilk karne dönemi 1942 yılında başlamış oldu.

Ülkemizin 1939 yılında başlayan II. Dünya Savaşı boyunca devletin dış politikası ise savaşı sınırlarından uzak tutmak yönünde idi. Merhum İnönü gerçek bir dünya siyaset uzmanı, Alman lideri Hitler, Avrupa’da önüne çıkan bütün devletleri işgal ederek tek rakip olarak gördüğü Sovyetler Birliğini işgal edebilmek için Türkiye üzerinden saldırmayı planlıyordu, Ancak Almanya’nın Ankara büyükelçisi Maria Von Papen ile İnönü’nün aralarındaki dostluğun getirdiği samimi ilişkilerin birlikte aldıkları  siyasi görüşmeler sayesinde Maria Von Papen Hitler’i ikna ederek Almanya saldırı planını değiştirmiş, Yine saldırının bu kez Yunanistan ve Kafkaslar üzerinden harekete geçmişti, dolaysıyla, İngiltere Başbakanı Adana’ya kadar gelerek birlikte Almanya’ya karşı savaş ilen edelim fikrine bile İnönü ikna olmamış  karşı çıkarak tek hedefinin Türkiye savaşa bulaştırmayarak Türk milletini büyük bir felaketten kurtarmıştı.

Rahmetli İsmet İnönü bir seçim konuşmasından halktan gelen “bizi aç bıraktın” sesine kulak vererek şu sözü meşhurdur. “Evet; ben sizi aç bıraktım ama yetim bırakmadım” demişti. Hükümetin uyguladığı kararlar ise halk tarafından bu  yılları “Zor Yıllar” olarak anılır.

“Ülkemizin yıl 1942-45 li olması gerek, ekmeğin karneye bağlandığı yıllardı.

Babam rahmetli 1900 doğumlu istemediği bir evlilik yüzünden  16 veya 17 yaşlarında İstanbul yolunu tutuyor, tam 25 yıl hiç Korgun’a dönmemek üzere İstanbul’da çalışma hayatına başlıyor, O sıralarda Korgunlu dört arkadaş rahmetliler Demircevinin namı diğer Yüzbaşı Arif Amca, Ali bey amcamız ve Korgun’un mevlithanı Deligüssün Ali hoca amcamız ile birlikte buluşuyorlar, İstanbul o yıllarda İşgal altında olduğu yıllardı ve daha sonra da askerlik hizmetini de aynı yerde yapıyorlar, Vatanı görevini ifa ettikten sonra çalışma hayatı çok düzgün giyiyor, İstanbul’da geçen 26 yıl sonunda babasının ve annesinin ısrarına ve hasretine dayanamayarak Korgun’a dönmeye karar veriyor 26 yıl sonra ne kadar mal mülk sahibi oldu ise hepsini satarak Korgun’a geliyor, 1 daire fiyatının 25-30 lira olduğu dönem de 60 liradan fazla parasının var olduğunu söylerdi rahmetli.

Korgun geldiği zaman babam birkaç evlilik geçirmiş ve yine bekar, yaş 43, amcam bekar, Dedem ve babaannem sağ aile hep birlikte oturuyorlar, fakat mali durumları çok zayıf  fakirler, elde avuçta yok. Babam ilk iş olarak birikmiş parasıyla 8-10 koyun, keçi alıyor, 2 inek, amcam çiftçilikte kullanmak üzere kağnı arabası ve bir çift karasığır öküzlerini alıyor. Evleri üzerine yıkılacak düzeyde eski, yıkarak yeniden 6 odalı iki katlı evi yaptırıyor, bu arada amcamı ve kendisi evleniyor, bağ bahçe yapılıyor.  Böylelikle 26 yıllık sermeye erimeye yüz tutarken Korgun’a bu günün marketleri gibi kendine ait bakkal dükkanını açıyor.

Babamın size kısa bir öz geçmişin anlattım. Zor Yıllar-2- yazımı yazarken 1943- 44 yılında geçen  bir hatırasını  anlatmıştı. Bu hatırasını da  yazıma uygun olur kanaatiyle rahmetlinin sözleriyle aktarıyorum.

“İstanbul’da 26 yıl çalıştıktan sonra Korgun’a baba ocağına geldim  1942 -43 yıllarıydı. Alman harbinin Avrupa’yı kavurduğu yıllar, Ülkede 18 yaşından 25 yaşına kadar olanlar hepsi silah altında, Rahmetli babamlar çok fakir bir aile, fakirliğinden olsa gerek ve çiftçilik yapılmadığı için evde ekin ekmek yok. Para ile satan da yok, Babam “Oğlum Osman eğer imkanın varsa Çankırı’ya Pazar kurulacağı Çarşamba günü bir çuval un alıver” diyerek gözlerinden dökülen yaşları unutamam. Bende iki gün sonra Pazara gidecek Karabucutgilin Bayram Karabulut, Paşalıgilin Ömer Gök, Oğuz evinin Ahmet Oğuz ve Kadıgilin Mustafa Yılmaz ile birlikte Çarşamba sabahı sabah ezanından evvel yola çıktık. Aslında o yıllarda Korgun – Çankırı yolu patika keçi yolu gibi bir yol, yanımdakiler yolu iyi biliyorlar ama genellikle demiryolu hattını takip ediyoruz güneş bir adam boyu kadar olduğunda Çankırı’ya vasıl olduk, Çankırı’da ilk işimiz ekin pazarına gidip un ve arpa buğday satılar yerleri tek tek gezerek arkadaşların bazıları hem yemek hem de tohumluk için Arpa, buğday aldılar bende bir çuval un olarak geri dönerken imarette bulunan fırından iki ekmek alalım dedik, ama fırıncı karneniz yok diye ekmek vermedi. Fırıncıya Korgun’dan geldik, açız diye dört arkadaş yalvar yakar nihayet bize alttan saklamış olduğu ekmekten iki tane verdi. Kimseye de göstermeyin diye de tembih etti.

Çankırı’dan Korgun’a yola çıktık Ayan köyü civarında hem hayvanları hem dinlendirmek hem de Çankırı fırın ekmeğini tatmak sonrada birazda hafif kestirmek (uyumak) üzere mola verdik. Ahmet  ağa “Burada hırsızlar çok aman nöbetleşe uyulalım” dediğinden bizim Bayram  Karabulut cebinden kama bıçağını çıkartarak “hangi babayiğit gelecekmiş gelsin bakalım siz rahat uyuyun korkmayın” dedi. Bir saat kadar sonra tekrar yola revan olup nihayet Korgun’a geldik.

Yani ne diyeyim ki o yıllar harp tehlikesine karşı bütün ülke olarak biraz yokluk çektik  ama sonumuz çok şükür iyi geldi.”

Bu olay bana babamın anlattıkları da  şimdi ortada fol yok yumurta yok, bu olayı anlatmak nereden çıktı derseniz şimdi bu gençlere  bu olayı anlatmak istesen, onlara masal gibi gelir. Çünkü insanlar her çağda hayatta kalmak için oldukça çetin mücadeleler vermişler, bu savaşı her nesilde görülmekte, tarih öyle derin bir kuyu ki, içine daldığınızda öğrendikleriniz karşısında şaşırmamak mümkün değil.

Sözüm şimdiki gençlere;  Alın teri ile para kazanmayan, paranın kıymetini bilmezmiş,

Şimdilerde baba ekonomik yönden nasıl sıkıntılı da olsa okuyan evladı babanın sıkıntısını bilmez veya hissetmez, Safranbolu’da üniversite öğrencilerine  bakıyorum, en lüks kafeler bardağı 15 – 20  lira  çay içmek, lüks lokantalarda  karın doyurmak onlar için normaldir.

Yaşanmış gerçek bir olaydan ders çıkarmak acaba bu günkü gençliğin umurunda mı?

Halbuki Ülkesinin tarihinden, atalarının geçmişinden ders çıkarmak gerek,

Necati KESKİN

01 Ekim 2023

Bu yazı 632 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum