Bugün...


Pakize Duvarcı



Facebookta Paylaş









Savunma Hakkı
Tarih: 28-11-2019 17:48:00 Güncelleme: 28-11-2019 17:48:00


Savunma hakkı üzerinde yazılan yazılar, yapılan tartışmalar yeni değildir. Ancak bu hakkın, sıradan bir hak olamayıp bir insan hakkı olduğu düşüncesi yeni kabul edilen bir düşüncedir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi bir insan hakkı olarak savunma hakkını içermektedir (m. 8, 9, 10, 11). İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ise savunma hakkını öncelikli olarak sanık bakımından öne çıkarmış (m. 6/3) ve herkesin savunma hakkının olduğunu kabul etmiştir (m. 6/1). Anayasada savunma hakkı tereddüde yer vermeyecek şekilde düzenlenmiştir. Anayasanın 36. maddesinde, “Hak Arama Hürriyeti” içinde, “Temel Haklar ve Ödevler” arasında; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” şeklinde düzenlenmiştir.

 

*Savunma Hakkı İle Bağlantılı Olan Haklar; adil yargılanma hakkı, tarafsız ve bağımsız, tabi hâkim ilkesine uygun bir mahkemede yargılanma hakkı, aleni yargılanma hakkı, makul sürede yargılanma hakkı, ifade ve sorguda haklarını ve isnadı öğrenebilme hakkı, müdafi yardımına başvurabilme ve buna bağlı olarak ifade ve sorgu sırasında yanında müdafi bulundurabilme ve onun yardımını isteyebilme hakkı, savunmada hazır bulunma hakkı, lehine olabilecek delillerin toplanmasını talep hakkı, tercümandan yararlanma hakkı, savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylığa sahip olma hakkı, kanun yollarına başvurma hakkı, Yakınlarından istediğine yakalandığını bildirebilme hakkı, ifade ve sorguda tanzim edilen tutanağı imzalamaktan imtina edebilme hakkı, soruşturulan veya kovuşturulan olayla sınırlı olmak üzere kendini ve yakınlarını suçlamama ve bu sonucu doğuracak beyanda bulunmaya zorlanmama hakkı, soru sorma hakkı, lekelenmeme hakkı, sanığa son sözünün sorulması gibi haklar başta olmak üzere yargılamanın öncesinde ve sonrasında adil yargılama yapılması adına her türlü meşru hakkı kapsar.

 

Bu bakımdan savunma hakkı: Kişinin yaşama hakkı kadar önde gelen kutsal bir haktır. Çünkü hak arama özgürlüğü ve savunma hakkı bulunmadan kişinin özgür ve mutlu yaşamasına olanak bulunmadığı gibi, savunma hakkı olmadan diğer hak ve özgürlüklere kavuşmakta söze konu değildir. Savunma hakkının önemi buradadır.

 

Savunma hakkı geniş anlamıyla sadece ceza muhakemesinde sanık durumunda olan kişi ile sınırlı olmadığı gibi, esasen ceza hukuku ile de sınırlı değildir. Savunma hakkı “dava” kavramıyla bağlantılı olarak tüm muhakeme hukukunu kapsayan, davanın tüm tarafları için geçerli olan bir haktır. Hatta kişiye yöneltilmiş bir isnadın olduğu, insanların toplum olarak bir arada yaşadığı her yerde ve her an ihtiyaç duyulabilen bir haktır. Bu da savunma hakkının ne denli önemli bir hak olduğunu izah etmeye yeterlidir.

 

Savunma hakkı ve hak arama özgürlüğü, hukuk devletini ayakta tutan temel ilkelerden biridir. Tarihsel süreç içinde, adaleti etki altına almak isteyen siyasal iktidar veya hükümdarların savunma hakkına müdahale ettikleri ve bu hakkı kıstıkları görülmektedir. Totaliter, hatta otoriter sistemlerde, savunma ve hak arama özgürlüğü özde değil, sözde kalmaktadır. Bir başka deyişle savunma hakkı bu sistemlerde göstermeliktir. Yargılama sırasında, değişik gerekçeler ile savunma görevini yapan avukatların veya yurttaşların sözünün kesildiğine sıkça rastlanabilmektedir. Savunma hakkının etkin bir biçimde kullanılabilmesi için ve bunun yurt genelinde sağlanabilmesi baroların ve avukatların aktif bir biçimde yargılamanın her aşamasında rol almasına bağlıdır.

 

Örneğin; CMK’nın 252. maddesinin birinci fıkrasının “f” bendi ile özel yetkili mahkemelere müdafiin duruşma salonunda dışarıya çıkarılabilmesi yetkisinin sadece otoriter veya totaliter devletlerde mahkemelere tanınabilecek bir tür olumsuz yetki olduğu düşüncesindeyiz. Liberal demokrasiye ulaşmaya çalışan ve Avrupa Birliği üyesi olmak isteyen, bölgesinde ve dünyada söz sahibi bir aktör olmak isteyen bir Türkiye’nin ceza muhakemesi sisteminde anılan madde üzerinde muhakkak savunma hakkını ve müdafi bağımsızlığını koruyucu yeni bir düzenlemeye gidilmelidir. Uygulamada olduğu sürece CMK 252, f. 1, b. f düzenlemesi, tarafı olduğumuz ve Anayasa’nın 90. maddesinin beşinci fıkrası mucibince Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin adil yargılama hakkını düzenleyen 6. maddesi ve ifade hürriyetini düzenleyen 10. maddesinin hükümleri çerçevesinde savunma hakkını, ifade hürriyetini ve müdafi bağımsızlığını mümkün olan en geniş şekilde yorumlamalıdır. 71 Kanunun sadece lafzını dikkate alarak, duruşmada yaşananları eğip - bükerek, içeriği tam ve doğru olmayan hususları duruşma tutanağına geçirerek, müdafiin sözü kesilerek, müdafi haksız yere duruşma salonundan çıkarılarak, müdafi hakkında hukuka aykırı bir şekilde ceza ve disiplin müeyyideleri uygulatmaya çalışılarak işletilen bir ceza muhakemesi mekanizmasına sahip bir ülkenin uygulamalarının, Nazi Almanyası ve SSCB’nin ceza muhakemesi uygulamalarından pek farkı kalmayacağı aşikardır. “Kanun bize bu yetkiyi vermiş, biz de bu yetkiyi kullanırız” şeklindeki yanlış anlayış ile savunma ve müdafi aleyhine kanunun hükümlerini kullanan hakim ve savcılara ise faşist diktatörlüklerin de her zaman kanun ile yönetildiğini hatırlatmak isteriz. Nitekim Hitler de Yahudi, çingene ve eşcinselleri kanun ile toplama kamplarında yakmıştı, Stalin de Kırım Türklerini kanun ile katletmişti, Humeyni de kanun ile ülkesindeki aydınları yok etmişti.

 

Daha özgür ve daha adil bir ceza muhakemesi için iddia, savunma ve yargılama diyalektiğini gerçek anlamda hayata geçirilebileceği bir süreç daha tamamlanmamıştır. Olması gereken hukuk açısından da tamamlanmaması mümkün değildir. Zira bu süreç devlet-birey çelişkisi devam ettikçe sürecek bir daha iyiyi ve daha doğruyu arayış ile ilgilidir.

 

Bu sürecin ağırlığı müdafilerin ve müdafilerin meslek örgütleri olan baroların omuzlarındadır. Tikel anlamda müdafilerin yürüteceği bu mücadeleyi, tümel anlamda da barolar devam ettirmek zorundadır. Barolar müdafiin bağımsızlığını yasama, yürütme, yargı, üçüncü kişiler ve medyaya karşı korumalıdır. Ama bizce en önemlisi, barolar müdafiin bağımsızlığını bizatihi baronun kendisine karşı korumalıdırlar. Müdafiler/Avukatlar meslek onuru ve müdafi bağımsızlığını ihlal edici her türlü eylemin bir gün kendi başlarına da gelebileceğini düşünerek diğer meslektaşlarına karşı yapılan her türlü baskıya karşı onların yanında durmak zorunluluğundadırlar. Aynı şekilde baroların yönetim kurulları da müdafi bağımsızlığının herkese karşı koruyucusu olmak mecburiyetindedirler. Aksi takdirde bataklık misali, ceza muhakemesi sistemimizi çağdaş hale getirdik, otoriter/totaliter rejim tehlikesinden uzaklaştık sanıldıkça, özgürlüklerin devlet eli ile tehdit edildiği daha kötü şartlara doğru yol almakta olduğumuzu dahi fark edemez duruma düşeriz.

 

Av.Pakize Duvarcı



Bu yazı 1053 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Çok Okunan Haberler
Köşe Yazıları
Son Yorumlanan Haberler
YUKARI