Rüstem Karadeniz

Rüstem Karadeniz


Kadına Şiddet Konusu

21 Ocak 2020 - 13:59

Kadına Şiddet

Kadına yönelik şiddet, hem kadının hem de sahip olduğu ailesinin yaşam standardını tehdit eden ve bunun ötesinde toplumsal yaşam üzerinde negatif etkileri fazla olan önemli bir sosyal sorundur. Kadına karşı şiddet; sağlık, hukuk, eğitim, gelişim ve her şeyin üstünde bir insan hakları sorunudur. Bu aynı zamanda, dünyanın en yaygın, ama en az tanımlanan, gizlenen ve gözden uzakta tutulan evrensel problemidir.

Kadına karşı şiddet kadının enerjisini tüketen, fiziksel sağlığını tehlikeye atan ve özsaygısını kemiren bir sağlık problemidir. Kadına yönelik şiddet, cinsiyete dayanan, kadını inciten, ona zarar veren, fiziksel, cinsel, ruhsal hasarla sonuçlanma olasılığı bulunan, aile dışında ya da aile içinde ona baskı uygulanması ve özgürlüklerinin keyfi olarak kısıtlanmasına neden olan her türlü davranış olarak tanımlanabilir.

Kadına yönelik şiddetin kökleri tarihin çok eski çağlarına gider. Bu şiddet türü, ataerkillik ve özel mülkiyetle ilişkili olan, tarihsel olarak birçok toplumda var olan bir sosyal problem olarak varlığını sürdürmektedir.

Fiziksel şiddete uğrayan kadınlar çoğunlukla cinsel şiddete de uğramakta, buna küfür, tehdit, aşağılama da eklenmektedir. Kadına yönelik şiddet, bütün türleriyle en yaygın olarak aile içinde yaşanmakta, ancak ailenin kutsallığı ve mahremiyeti içinde dile getirilmemektedir. Dünya Sağlık Örgütü tarafından 2002 yılında 10 ülkede (Bangladeş, Etiyopya, Japonya, Brezilya, Peru, Namibya, Samoa Ada Grubu, Sırbistan, Karadağ, Tayland ve Tanzanya) 24.000 kadın ile görüşülerek yapılan bir araştırmaya göre, eşleri tarafından fiziksel şiddete maruz kalan kadınların oranı %13-61, cinsel şiddete uğrayan kadınların oranı %6-59, duygusal şiddete maruz kalanların oranı %20-75 aralığında değişmektedir.

Türkiye özelinde kadına yönelik şiddet incelenmek istendiğinde öncelikle yine kadının konumuna bakmak önem arz etmektedir. Bunun için de en iyi veri toplumsal cinsiyet eşitliğinin ya da eşitsizliğinin ne düzeyde olduğunu görmektir. 142 ülkede ekonomik katılım ve fırsat eşitliği, eğitim, sağlık ve siyasi güçlenme konularında toplumsal cinsiyet eşitliğinin incelendiği Dünya Ekonomik Forumu’nun (DEF) 2014 Küresel Toplumsal Cinsiyet Uçurumu Raporuna göre Türkiye, 142 ülkeden 125. sıradadır. Türkiye 2013 yılında 136 ülke arasında 120. sırada, 2012’de ise 135 ülke arasında 124. sırada yer almıştır. “Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması’nda 24.048 hanede 17.168 kadınla görüşülmüştür. Bu kapsamlı araştırma sonucunda Türkiye genelinde ve değişik bölgelerde farklı eğitim ve sosyo-ekonomik seviyelere sahip kadınların şiddet türlerine yaygın bir şekilde maruz kaldıkları ortaya konmuştur. Bu araştırma sonuçlarına göre Türkiye genelinde evlenmiş ya da bir birlikteliği olan kadınların %39’u yaşamlarının bir döneminde fiziksel şiddete, %15’i cinsel şiddete, %42’si eşleri tarafından cinsel veya fiziksel şiddete maruz kalırken; bu oranın Doğu bölgelerinde çok daha fazlalaştığı, %57.7’ye ulaştığı, %44’ünün de duygusal şiddete maruz kaldığı sonucuna varılmıştır. Bu konuda elde edilen bir başka önemli bulgu da kadınlara şiddet uygulayan kişilerin aile üyeleri ve tanıdık kişiler (baba, ağabey, koca, eski eş ve yakın akrabalar) olmasıdır. Yine aynı araştırmaya göre, kadınların %52 si yaşadıkları şiddeti yakın çevreleriyle paylaşırken, sadece %8’i resmi kurum ve sivil toplum kuruluşlarına başvurmuştur.

Kadına yönelik şiddet, kadınlar ve çocuklar açısından fiziksel ve ruhsal sonuçları daha doğrusu zararları olan, birçok sağlık sorununu da beraberinde getiren bir problemdir. Kadına şiddetin en vahim sonucu kadın cinayetleridir ve kadın cinayetleri ülkede hız kesmeden işlenmektedir.

Araştırmalarda kadınların şiddet gördükleri ilişkinin içinden çıkmadıklarını, kendilerini bir çıkmazda hissettiklerini göstermektedir. Şiddetin açığa vurulması halinde de genellikle şiddet mağduruna yardım etmek yerine, “kol kırılır, yen içinde kalır” anlayışıyla aile birliğinin devam etmesi adına sessiz kalması tavsiye edilmektedir ya da kadın suçlanmaktadır. Bir kamuoyu araştırmasına göre Türkiye’de kadınların %22’sinin eşlerinin fiziksel şiddetine maruz kaldığı, şiddete maruz kalan kadınların %45’i şiddet karşısında hiç bir şey yapmadığı saptanmıştır. Çocuk sahibi olmaları durumunda bu daha da zorlu bir durum yaratır. Şiddet mağduru kadınların birçoğu ekonomik zorluklar/çaresizlik nedeniyle, sığınacak bir yeri olmaması sebebiyle gördüğü şiddete dayanabildiği kadar dayanıyor. Şiddet artık canına ve/veya çocuklarının da canına kastetmeye yakın bir duruma geldiğinde kadın “yeter” diyebiliyor.

Diğer önemli bir nokta ise hiç kuşkusuz, devletin ve yasaların kadınlara eşit vatandaşlar olarak eşit bir hukuki koruma sağlamamasıdır. Şiddet konusu aslında o kadar yaygın ve sistematik bir hak ihlali ki, kadınlara eşit koruma sağlamak için aslında özel bir koruma sağlamak gerekiyor.

Ancak yaşamakta bulunduğumuz toplumda kadına şiddet konusunda alınan önlemler yetersiz kalmakta her yıl yüzlerce kadın bu sebepten öldürülmektedir. Şiddet uygulayan hakkında verilen koruma tedbirleri mevcut soruna çare olamamaktadır. 

Avukat Rüstem Karadeniz
 

Bu yazı 22444defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Ali Asgar
    2 ay önce
    Primli mevzu kadına şiddet. Alıcısı hazır. Neden kimse şiddetin sebebini araştırmadan şiddet sonucunda yapılması gerekli olanları araştırır bir düşünün. Mensubu olduğu dininin bu konudaki emirlerini bilmeyen insanlardan eşinin haklarına saygılı olmasını beklemeyiniz. Dinimizi ne zaman bu kadar önemsizleştirdik, neticesi bu oldu.
  • Ali Aslan
    6 ay önce
    Erkekliği çuvala soktunuz.Kadın kadın hakları diye diye aile yapısını bozdunuz. Yüzlerce binlerce erkeğe keyfi evden uzaklaştırma kararı verildi. Evinden çocuğundan mahrum oldu. ŞİDDETIN cinsiyeti olmaz. Şiddet şiddettir. Kadına şiddet neden oluyor bunu araştırın. OY verdiğiniz siyasiler ne yapıyor bunlara bakın.