Ziyarette Bir İlk Gerçekleşti Ve Tarih Adeta Yeniden Canlandı

TBMM Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şentop, "İlk hadis dersine şahitlik etmekten çok mutlu olduklarını ve bu derslerin devam ettirilmesinin tarihi miras ve hadislerin geleceğe aktırılması ve anlaşılması için çok önemli olduğunu söyledi."

Ziyarette Bir İlk Gerçekleşti Ve Tarih Adeta Yeniden Canlandı
16 Ekim 2021 - 17:30 - Güncelleme: 16 Ekim 2021 - 17:40
ÇAKÜ DarülHadis’te ilk Ders TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un Katılımıyla Gerçekleştirildi

Karatekin Üniversitesi 2021-2022 Akademik Açılış yılı dolayısıyla Çankırı’da bulunan TBMM Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şentop açılış töreni sonrası ÇAKÜ Darülhadis İslam Araştırmaları Merkezini ziyaret etti.

Ziyarette bir ilk gerçekleşti ve tarih adeta yeniden canlandı. Çankırı Karatekin Üniversitesi bünyesinde yeniden hayat bulan Anadolu’nun ilk Darülhadisinde, Darülhadis İslam Araştırmaları Merkezi Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Muhammet Ali Asar tarafından ilk hadis dersi verildi.

ÇAKÜ’de yeni eğitim öğretim döneminin başlaması vesilesiyle “Kim ilim için yola çıkarsa Allah ona cennete giden yolu kolaylaştırır.” hadisi çerçevesinde Sevgili Peygamberimizin ilme, bilgiye ve öğrenmeye verdiği önemin anlatıldığı derse Çankırı Karatekin Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Harun Çiftçi’nin ev sahipliğinde TBMM Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şentop, Ak Parti Grup Başkan Vekili M. Emin Akbaşoğlu, Çankırı ve Bölge Milletvekilleri, Çankırı Vali Yardımcısı Şahin Bayhan, ve öğretim üyeleri iştirak ettiler.

TBMM Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şentop, Anadolu’nun ilk Darülhadis’inde asli görevini devam ettirmek üzere Çankırı Karatekin Üniversitesi uhdesine verilen Mevlevihane de uzun yıllar sonra verilen ilk hadis dersine şahitlik etmekten çok mutlu olduklarını ve bu derslerin devam ettirilmesinin tarihi miras ve hadislerin geleceğe aktırılması ve anlaşılması için çok önemli olduğunu söyledi.

Akademik Açılış Konuşmasında Prof. Dr. Harun Çiftçi’nin yer verdiği ifadeler:

Muhterem Meclis Başkanım, Kıymetli Protokol, Sayın Misafirler..

Çankırı Karatekin Üniversitesinin 2021-2022 eğitim-öğretim yılının ülkemiz ve memleketimiz için hayırlara vesile olmasını dileyerek akademik açılış törenimize ve Sayın Meclis Bakanımıza Fahri Doktora Tevcih programına hoş geldiniz diyor sizleri hürmet ve muhabbetle selamlıyorum.
Sayın Başkanım;

“Uzak Çağların Yakın şehri” olarak nitelendirilen Çankırı tarih boyunca birçok medeniyet ve kültürü barındırmıştır. Çankırı, tarihin önemli kesişme noktalarında yer almıştır. Malazgirt savaşından kısa bir süre sonra fethedilmesi, Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşmasında önemli bir açılım sağlamıştır. Miryakefalon savaşı, Ankara savaşı gibi tarihe yön veren savaşlar Orta Anadolu’da Çankırı civarında gerçekleşmiştir. İstanbul’un fethine Candaroğulları beyliği Çankırı’dan büyük bir lojistik destek sağlamıştır. Balkanlara Türk-İslam unsurları yerleştirilirken Çankırı’dan önemli göçler olmuştur.

Çanakkale’nin savaşlarının en önemli birliklerinden olan 38. Alayın tamamı Çankırılıdır. İstiklal Harbinde en fazla şehit veren illerden birisi de Çankırı’dır. Kore’de, Kıbrıs’ta, Terörle mücadelede Çankırı hep önlerdedir.

Anadolu’yu Türk-İslam kültürüyle, irfanî kültürle mayalayan Hak erenler bu topraklarda her daim var olmuşlardır. Başta Çankırı Fatihi Emir Karatekin önemli bir mutasavvıftır. Hoca Ahmet Yesevî’nin dervişlerinden kabul edilen Aliyyü’l-Bükâ, Hacı Murad-ı Veli, Ali Türabî Baba bu topraklarda yatmaktadır.

Bu coğrafyayı millî ve manevi değerlerimizle yoğurmuş, vatan yapmış nice Hak erenler bu topraklarda yatmaktadır. Onların manevi varlıklarını, nefeslerini çalışırken her daim yanımızda hissediyoruz. Ruhaniyetlerini hürmetle selamlıyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğinde yürütülen pandemi ile etkin mücadele neticesinde üç eğitim öğretim dönemi uzak kaldığımız öğrencilerimizle bu hafta itibariyle kavuşmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Bu sürede hissettik ki kampüsümüzün süsü sevgili öğrencilerimizmiş. Onlara da ayrıca hoşgeldiniz beraberinizde güzellikler getirdiniz diyorum.

İki yıla yakın bir süredir yükseköğretim faaliyetlerimizi pandemi şartları altında yürütmeye çalışıyoruz. Şüphesiz bu zaman dilimi uzaktan eğitim süreçleri bakımından önemli bir tecrübeyi bizlere kazandırdı. Bundan sonraki eğitim öğretim faaliyetlerimizin bir kısmında hibrit eğitim modeli dediğimiz faaliyetlerimizle bu tecrübeden istifade etmeye devam edeceğiz. Gerek eğitimde gerek sağlıkta edindiğimiz pandemi tecrübesini yüksekögretim deneyimimizle de birleştirerek genç insan kaynağımızı daha güçlü ve etkin bir şekilde değerlendirerek 2023 hedeflerini gerçekleştirme kararlılığımızı pekiştireceğiz.

Üniversiteler bilimin üretildiği temel kurumlar olmalarının yanı sıra beşeri sermaye oluşumunda da önemli yere sahiptirler. Bu vesile ile milletlerin beşeri potansiyelinin yükseköğretim kurumları ile buluşturulması elzemdir. Devletlerin bu durumu farketmesi neticesinde Türkiye’de ve Dünya’da yükseköğretimden istifade etme imkanı zaman geçtikçe artmaktadır. 1990’lü yılların sonuna kadar yükseköğretim kurumlarının büyükşehirlerde olması belli bir kesimin ancak bundan istifade etmesine imkan veriyordu. Hem ülkemizin genç nüfusunun fazlalığı hem de mevcut üniversite sayısının bu ihtiyacı karşılayamaması alternatif çözüm üretilmesini zorunlu hale getirmiştir.

Ülkemizde yükseköğretimin genişleme sürecini 1992 öncesi, 1992-2005 yılları arası ve 2006 ve sonrası olarak  3 ayrı dönemde özetleyebiliriz. 1992 yılında bölgeler arası gelişmişlik düzeyini dengelemek amacıyla birçok ilde üniversite açılmıştır. 1992-2005 yılları arasında açılan üniversitelerin çoğu vakıf üniversiteleridir ve eğitimde fırsat eşitliği ilkesinin çok fazla sağlayamamıştır. 2006 ve sonrasında ise sayın Cumhurbaşkanımızın iradeleri ile her ilde bir üniversite hedefiyle başlayan süreçte üniversite açılışlarında büyük bir ivme yakalanmıştır. Böylelikle ülkemizde eğitimde fırsat eşitliği ilkesi yaygınlaştırılmış ve yükseköğretimde bulunan öğrenci sayımız 10 yıllık bir zaman diliminde 3.5 milyondan 8 milyonun üstüne çıkmıştır.


Üniversitemizin de içinde bulunduğu 2006 yılı sonrasında açılan üniversiteler son 10 yıldaki bu artışın merkezinde bulunmaktadır. 2007 yılında kurulan Çankırı Karatekin Üniversitesi bugün yoluna 10 fakülte, 1 yüksekokul ve 6 meslek yüksekokulu ve 20.000’e yaklaşan öğrenci sayısı ile yolunu devam etmektedir. Öğrenci sayımızın yaklaşık 3600’ünü uluslararası öğrencilerimiz oluşturmaktadır. Görev süremiz boyunca uluslararası hareketliliğimizi ve görünürlüğümüzü de artırarak üniversitemizi hem Türkiye hem de Dünya Üniversiteleri arasında üst sıralara taşımayı hedeflemekteyiz.

İnsanoğlu var olduğu günden bugüne değin etrafına olup biteni anlama ve anlamlandırma çabasını her daim göstermiştir. Bu çaba farklı medeniyetlerde ve farklı zaman dilimlerinde değişik isimlerle anılan kurumların bünyesinde tecessüm etmiştir. Üniversite de batı medeniyetinin yükselişi ile birlikte bu tecessümün bir uzantısı olarak karşımıza çıkmaktadır. Fakat üniversiteyi inşa eden Batı aklının bilimsel çabası; maalesef ki nükleer silahlanmadan arta kalan bilimin daha iyi kimyasal silahlar üreten eğitimli bir kötülüğe dönüşmesine mani olamamıştır. Bu durum; binlerce yıldır bir hakikat arayış olarak tecelli eden insanoğlunun ilim yolculuğunun maalesef ki hakikatten bu denli uzağa düşmesine sebep olmuştur.

Hz. Ali Efendimiz’in deyimiyle ‘’İnsan, bilgidir.’’ ve peygamberimizin ifadesiyle ‘’İlim, müslümanın yitik malıdır. Onu nerde bulursa alır.’’  ifadeleri Türk İslam medeniyetinin bilgiye bakışını sarih bir şekilde yansıtmaktadır. Bu vesile İslam Dünyası’nda ilim; hakikati bilme ve anlama çabasından teşekkül etmektedir. Öyle ki bu çaba İslam ile İlim sözcüklerini birbirine o kadar yaklaştırmıştır ki; Yahudi bir Oryantalist olan Rosenthal’a ‘’İlim kavramı baki kaldığı sürece, İslam tarihten silinemez.’’ dedirtmiştir. Medeniyetimizin ilme verdiği ehemmiyet dünya bilim tarihinde ve müzelerinde ister kabul görsün ister görmesin varlığını sürdürmektedir. Bizim medeniyetimiz bu manada bir acı medeniyeti değil ilim, hikmet ve irfan medeniyetidir.

Batı medeniyetinin yükseldiği ve egemenlik sürdüğü yaklaşık 4 asırlık zaman diliminde; bilginin kapitalizmle yoldaş olduğu kertede maalesef dünyamızda daha çok adaletsizliğin, daha çok açlığın, daha çok çevre tahribatının ve daha çok kanın hakim olduğuna şahitlik ediyoruz.

Teknoloji ye de ayrıca değinmek istiyorum müsaadenizle. Çoğu zaman bilimin eş anlamlısı olarak zikredilen ve üniversitelerin sorumluluk alanında tanımlanan teknoloji; 1860’lardan sonra yaygınlaşmaya başlamış, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra tam anlamıyla toplumsallaşmış bir kavramdır. Dolayısıyla Heidegger’in de ifadesiyle teknoloji; bilimin ve felsefenin yerini alan yeni bir düşünme biçimdir. Teoman Duralı hocanın tespitiyle teknoloji sermayeciliğin bir ürünüdür ve ihtiyaçlara cevap vermek üzere iş görür. Oysa bilimin ihtiyaç karşılama gibi bir derdi yoktur.

Sermayecilik etkisinde hayatımızdaki her şey gibi bilim anlayışımızın şekillendiği 21.yy da üniversitemiz özelinde tüm üniversitelerimize ve akademisyenlerimize düşen sorumluluk şudur;

Bilginin bir hakikat arayışı olduğunu bilerek, her türlü bilginin şerden yana bükülmesine mani olmalıyız,

Memleketimizin beşeri sermayesi geleceğe hazırlarken akl-ı selim ile düşünmek, kalb-i selim ile hissetmek, zevk-i selim ile inşa etmeliyiz,

Bilgiye bağlı bir yorumun eşlik ettiği tarih, mensuplarına gelecek için hem ibret hem de kuvvet devşirecekleri imkanlar sunar. Bu vesile ile mâzîmizi, ambarda yıllandırılmış bir tohum gibi hal tarlasına ekmek mecburiyetindeyiz.

Kalpleri müteferrik olanları akıl birleştiremez. Aynı dili konuşmanın yanında, aynı hali paylaşan, anlamdaş bir millet olduğumuzu tekrar hatırlamak zorundayız.
Sanatı, bilimi, iyiliği, maneviyatı ve zekayı önemseyerek sadece meyveye ve yaprağa değil, köklere de vakıf olduğumuz anlayışıyla dünyanın ihtiyaç duyduğu medeniyeti yeniden inşa etmek mecburiyetindeyiz.

Kul hakkının yanında kuş hakkı diye bir nassın var olduğunun idrakiyle yer yüzünde her canlının devamlılığının teminatı olacak nesilleri yetiştirmek zorundayız.

Emperyal ve kapitalist güç temsil ettiği hakikate güvenmediği için bir düşmana ihtiyaç duymaktadır. Ve bu düşman bizatihi insandır. Biz yeniden insanı merkeze alan bir eğitim anlayışıyla daimi tekamülü tesis etmeliyiz.

Bunu yapabilirsek yeniden Anadolu coğrafyasından bir çınar kök salacak. O çınarın dalları Adriyatikten Çin Seddi’ne kadar tüm mazlumları gölgesinde barındıracak, gönül coğrafyamızda çocuklarımız açlık ve salgın hastalıklardan ölmeyecek, çocuklar deniz kenarlarında yüz üstü vurmayacak. Hasılı Mavi gezegenin varsa bir kurtarıcısı, o kurtarıcı kadim kodlarını unutmayan Türk İslam medeniyeti olacaktır. Bilim adına bugün, istikbale dünden daha umutla bakıyoruz…

Üstad Akif’in Cankırı’ya geldiği ruhla ve İstiklal Marşımızı yazdığı mefkureyle Sayın TBBM Başkanımızı ve siz kıymetli hazirunu hürmet ve muhabbetle selamlıyorum." ifadelerine yer verdi.

Bu haber 1148 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Kaan taner
    1 ay önce
    Bu çalışmalarda güzel ama bir tıp fakültesi gelirse şehrimize daha iyi olur
  • Adem
    1 ay önce
    Dostlar alışverişte görsün. Taş Mescit hep boş. Keşke Sayın Meclis Başkanımız gelmeden önce de yapılsaydı bu ders. Şova gerek yok. İki kere gitme fırsatı buldum yakın zamanda. Vakit namazları bile boş. Güvenlik var birde galiba temizlikçi gibi biri. Onların dışında yaşı çok olmayan tonton bir amcamı desem abi mi dese biri var. Aslında ilk dersi biz onla yapmıştık ayaküstü namaz çıkışında ???? bizden önce yapan olmadıysa tabi????