Hz. Peygamber (s.a.v.): Şükreden Bir Kul Olmak
Şükür, nimeti vereni tanımak, nimetin kıymetini bilmektir. Allah Resûlü (s.a.v), “İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah’a da şükretmez.”
16 Ekim 2025 - 23:32 - Güncelleme: 16 Ekim 2025 - 23:36
Kur’an’da, “Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin, eğer siz yalnız Allah’a kulluk ediyorsanız O’na şükredin.” (Bakara, 2/172) buyrularak şükrün kulluğun bir göstergesi olduğu belirtilmiştir. Yine bir başka ayette, “Öyleyse siz beni anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin.” (Bakara, 2/152) buyrulmuş, insanın varoluş gayesiyle şükür arasındaki bağ ortaya konmuştur.
Şükür, sadece dil ile yapılan bir teşekkür değildir. Kalbin şükrü, nimetlerin Allah’tan geldiğine inanmak; dilin şükrü, Allah’a hamdetmek; bedenin şükrü, O’nun emirlerine uymak ve yasaklarından sakınmak; malın şükrü ise sadaka ve zekât vermekle olur. Her nimetin bir şükrü vardır ve her nimet aynı zamanda bir imtihandır.
Hz. Peygamber (s.a.v), Allah’a olan şükrünü ibadetle göstermiştir. Hz. Âişe’nin (r.a.) anlattığına göre, bir gece boyunca ağlayarak namaz kılan Resûlullah’a (s.a.v) Bilâl-i Habeşî “Yâ Resûlallah! Geçmiş ve gelecek günahların affedildiği hâlde niçin ağlıyorsun?” diye sorduğunda, Peygamberimiz (s.a.v) “Allah’a çok şükreden bir kul olmayayım mı?” (Buhârî, Tefsîr, Fetih, 2) buyurmuştur. Bu söz, gerçek şükrün yalnızca dilde değil, kullukta ve gönülde yaşanması gerektiğini en güzel biçimde ifade eder.
Şükür, nimetin artmasına da vesile olur. Yüce Allah, “Eğer şükrederseniz size nimetimi artırırım, nankörlük ederseniz azabım pek şiddetlidir.” (İbrahim, 14/7) buyurarak bu gerçeği açıkça bildirmiştir. Şükreden insanın gönlü zenginleşir, nankörlük edenin ise huzuru kaçar. Şeytan da bu konuda insanı aldatmak için uğraşır. Kur’an’da, “İblis dedi ki: Onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredenlerden bulmayacaksın.” (A’râf, 7/16-17) buyurularak şeytanın şükürsüzlüğü teşvik edeceği haber verilmiştir.
Şükür, nimeti vereni tanımak, nimetin kıymetini bilmektir. Allah Resûlü (s.a.v), “İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah’a da şükretmez.” (Tirmizî, Birr ve sıla, 35) buyurarak, şükrün yalnız Allah’a karşı değil, insan ilişkilerinde de yaşanması gerektiğini vurgulamıştır. En çok şükrü hak edenlerin başında ise anne ve baba gelir. Kur’an’da, “Biz insana anne babasıyla ilgili öğütler verdik. Annesi, güçten kuvvetten düşerek onu karnında taşımıştır; çocuğun sütten kesilmesi iki yıl içinde olur. Bunun için (ey insan), hem bana hem anne babana minnet duymalısın; sonunda dönüş yalnız banadır.” (Lokman, 31/14) buyrularak bu hak hatırlatılmıştır.
Gerçek şükür, azla yetinmeyi ve kanaat etmeyi de gerektirir. Peygamberimiz (s.a.v), “Sizden biri malca ve yaradılışça kendisinden üstün olana baktığında, bir de kendisinden aşağı olana baksın.” (Müslim, Zühd, 9) buyurarak gönül zenginliğinin önemini vurgulamıştır. Allah’a tevekkül eden bir müminin rızkı da bereketli olur. Nitekim, “Eğer siz Allah’a hakkıyla tevekkül etseydiniz, O sizi kuşları rızıklandırdığı gibi rızıklandırırdı.” (Tirmizî, Zühd, 33) hadisinde tevekkül ve şükür arasındaki bağ açıkça görülmektedir.
Yüce Allah, “Ey Dâvûd ailesi! Şükür için çaba gösterin. Kullarım arasında hakkıyla şükredenler pek azdır.” (Sebe’, 34/13) buyurmuş; Hz. Süleyman (a.s.) da kendisine verilen nimetleri görünce “Bu, şükür mü yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınayan Rabbimin bir lütfudur.” (Neml, 27/40) demiştir. Bu ifadeler, nimetin insanı azdırmak yerine olgunlaştırması gerektiğini gösterir.
Sonuç olarak; şükür, nimeti artıran ve kalpleri huzura kavuşturan bir ibadettir. Peygamberimiz (s.a.v), “Müminin her işi hayırdır; bir genişliğe kavuşursa şükreder, bu onun için hayır olur; bir darlığa uğrarsa sabreder, bu da onun için hayır olur.” (Müslim, Zühd, 64) buyurarak hayatın her anında şükrü ve sabrı kuşanması gerektiğini bildirmiştir. Rabbimiz bizleri şükreden, kanaatkâr, sabırlı kullarından eylesin.
Yusuf Aydoğan Çankırı İl Müftülüğü ADRB Vaizi
Bu haber 1663 defa okunmuştur.







FACEBOOK YORUMLAR