Seksen Yıl Arayla Aynı Çığlık
Seksen Yıl Arayla Aynı Çığlık
1945 Ankara Cinayeti ve bitmek bilmeyen örtbas geleneği
Gülistan Doku'nun annesi altı yıl önce kızından haber alamayınca kapı kapı dolaşmaya başladı. Bugün hâlâ dolaşıyor. "Altı yıldır buramda bir ateş yanıyor" diyor, göğüs kafesini göstererek. "Ne söndürür bunu?" diye soruyorsunuz; "Kızıma bunu yapanların cezalarını alması" diye yanıt veriyor. Soruşturma dosyasına bakıyorsunuz: delil karartma, dijital izlerin silinmesi, kamu nüfuzunun seferber edilmesi. Bir kaybolma vakası değil, iddia edilen düzenleme budur.
Bu tablo bende tuhaf bir tanıdıklık hissi uyandırdı. Sanki bu satırları seksen yıl önce de okumuştum. Çünkü okumuştum.
"Baskılar ne kadar güçlü olursa olsun, bağımsız yargı bir kez harekete geçtiğinde en kudretli isimler de hesap vermekten kaçamaz."
Samanpazarı'nda Yedi Kurşun
16 Ekim 1945 akşamı, Ankara Samanpazarı'ndaki muayenehanesinde yedi kurşunla hayatını kaybeden Doktor Neşet Naci Arzan, aynı zamanda Sovyetler Birliği Büyükelçiliği'nin doktoruydu. Cinayetin ertesi günü, maktulün yakın arkadaşı Reşit Mercan, Anafartalar Karakolu'na giderek teslim oldu. Ancak teslim olmasının üzerinden saatler geçmeden dönemin Ankara Valisi Nevzat Tandoğan onu makamına çağırdı. Dava, daha başlamadan baskının gölgesine girdi.
İlk Yargılamada Görülmeyenler
Savcı Kemal Bora, soruşturmayı rekor bir hızla tamamladı; cinayetten yalnızca 22 saat sonra dava açıldı. Mercan, "doktorun kendisini sanatoryuma yatırmadığı" gerekçesiyle tek başına sanık koltuğuna oturtuldu. Asıl şüpheli olarak gösterilen, dönemin Genelkurmay Başkanı Kazım Orbay'ın oğlu Haşmet Orbay ise yalnızca "silah temini" ile itham edildi. Duruşmalarda Mercan'ın bitkin ve uykusuz hâli dikkat çekiyordu; yine de can alıcı sorular sorulmadı. Mahkeme Mercan'a 20 yıl, Orbay'a ise 1 yıl hapis verdi.
Tek Dik Duran Adam ve Şüpheli Ölümü
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Fahrettin Karaoğlan dosyayı titizlikle inceledi. Eksik soruşturma ve usulsüzlükleri gerekçe göstererek kararın bozulmasını ve davanın Ankara dışına taşınmasını sağladı. Adaletin peşini bırakmayan bu isim, 16 Haziran 1946'da kendi otomobili içinde ölü bulundu. Resmi kayıt "kalp krizi" diyordu.
Bolu'da Çözülen Diller
Dava Ankara'nın ağır havasından kurtulup Bolu Ağır Ceza Mahkemesi'ne taşınınca korku duvarları çatladı. Reşit Mercan, burada ilk kez açıkça konuştu: dört gün boyunca hücrede aç bırakılmış, Vali Tandoğan ve Savcı Bora tarafından cinayeti üstlenmesi için tehdit edilmişti. Davanın en çarpıcı anı ise olay yerinde bulunan "bob stil" şapkada saklıydı. Ankara'da hiçbir kafaya uymayan o şapka, Bolu'daki duruşmada Haşmet Orbay'ın başına tam oturdu. Tanık Sultan Kara parmağını uzattı: "Katil buydu!"
Dokunulmazların Çöküşü
İpin ucu tutulunca çöküş hızlı geldi. Ankara'nın mutlak hâkimi Nevzat Tandoğan, sanık sıfatıyla çıktığı Bolu mahkemesinden döndükten kısa süre sonra, 9 Temmuz 1946 gecesi kendini vurdu. Genelkurmay Başkanı Kazım Orbay, oğlunun adının bu denli derin bir çamura batması üzerine görevinden istifa etmek zorunda kaldı. Bolu Mahkemesi, Haşmet Orbay'ı kasten öldürme suçundan mahkûm etti.
Seksen yıl arayla aynı örüntü: güç, örtbas, ve buna rağmen teslim olmayan bir adalet arayışı.
Gülistan Doku'nun annesi o ateşin hâlâ söndürülmesini bekliyor. 1945'te Bolu'da Haşmet Orbay'ın başına oturan o şapka, yargının kendi gücünü hatırladığı anın simgesiydi. Umarım bu dava için de böyle bir an gelir.
— Av. Rüstem Karadeniz
avrustemkaradeniz.com
Bu yazı 245 defa okunmuştur.
FACEBOOK YORUMLAR