Algoritmaların Gölgesinde Savaş: Hakikat Artık Kimin Elinde?
Sümeyra Türk – Ankara Kulisi
Çankırı’ya ve kıymetli Çankırılı hemşerilerimize selam olsun.
Bugün savaş yalnızca cephede yürütülmüyor. Artık savaş; ekranlarımızda, akışlarımızda ve farkına bile varmadan maruz kaldığımız algoritmaların içinde veriliyor. Modern dünyanın çatışmaları, tankların ve füzelerin ötesinde, bilgi akışını yöneten görünmez sistemler üzerinden şekilleniyor.
Bu nedenle günümüz savaşlarını anlamak için yalnızca askeri güç dengelerine bakmak yeterli değil; dijital ekosistemi, algoritmaları ve anlatı savaşlarını da çözümlemek gerekiyor.
Yeni dönemin adı açık: algoritmaların savaşı.
İran ve İsrail örneği, bu yeni savaş biçiminin nasıl işlediğini çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. İran tarafı daha çok psikolojik üstünlük kurmaya odaklanan, duyguyu tetikleyen ve hakikati bulanıklaştıran bir iletişim modeli izliyor. Yanan şehir görüntüleri, animasyon savaş sahneleri ve doğrulanmamış zafer anlatıları…
Amaç gerçekliği göstermek değil; algıyı yönetmek.
İran’ın stratejisi üç temel hat üzerinde ilerliyor:
*Duygusal şok üretimi
*Meşruiyet savaşı
*Epistemik kaos oluşturma
Yani hedef, “doğruyu anlatmak” değil; artık kimse hiçbir bilgiye güvenemesin duygusunu yerleştirmek.
İsrail tarafında ise daha kurumsallaşmış, profesyonel ve çok katmanlı bir iletişim modeli görüyoruz. Burada anlatı, güvenlik ve savunma çerçevesinde kuruluyor.
Diplomasi, medya ve dijital kampanyalar entegre biçimde çalışıyor. Ama en kritik fark şu: İsrail yalnızca mesaj üretmiyor, o mesajın küresel dolaşımını da yönetiyor.
Bugünün propaganda anlayışı değişti. Artık sloganlar değil, meşruiyet üretiliyor.
ABD ise bu savaşta iki yönlü bir rol üstleniyor: Hem güvenlik tehdidi olarak gördüğü dezenformasyonu yaptırımlarla hedef alıyor hem de teknoloji platformlarını baskı altına alarak içerik akışını kontrol etmeye çalışıyor. Bu durum, savaşın artık sadece sahada değil, platform politikaları düzeyinde de yürütüldüğünü gösteriyor.
Peki teknoloji şirketleri?
Onlar bu savaşın hem hakemi hem oyuncusu.
Bir yandan dezenformasyonla mücadele ettiklerini söylüyorlar, diğer yandan algoritmaları; korku, öfke ve kriz içeren içerikleri ödüllendirmeye devam ediyor.
İşte tam da bu noktada kritik gerçek ortaya çıkıyor:
Algoritmalar tarafsız değildir.
Onlar en çok etkileşim getiren şeyi büyütür. Ve çoğu zaman bu, hakikat değil krizdir.
Bugün propaganda yalnızca içerik üretmek değildir. Asıl mesele, o içeriğin kime, ne zaman ve hangi hızda ulaştığıdır. Bu yüzden artık savaşın en kritik sorusu şudur:
Hangi içerik görünür oluyor, hangisi görünmez kalıyor?
Bu noktada karşımıza iki kritik kavram çıkıyor.
*Deboosting: İçeriği silmeden görünmez hale getirmek
*Shadowban: Kullanıcının fark etmeden susturulması
Yani artık sansür açık değil, görünmez.
Bu da bizi daha derin bir gerçeklikle yüzleştiriyor:
Bugün savaş sadece fiziksel değil, bilişsel bir savaştır.
Zihinler hedefte.
Karar alma mekanizmaları hedefte.
Hakikate olan güven hedefte.
Bu savaşta kazanmak için karşı tarafı yok etmenize gerek yok.
Onun gerçeğini şüpheli hale getirmeniz yeterli.
Sonuç olarak bugün yaşadığımız şey klasik bir savaş değil.
Bu, anlatıların savaşıdır.
Ve bu savaşta en tehlikeli silah ne füze ne de drone…
En tehlikeli silah, doğru gibi görünen yanlış bilgidir.
Çünkü mermi bir binayı yıkar.
Ama dezenformasyon, bir toplumun hakikat duygusunu yıkar.
Bu nedenle artık en büyük güvenlik meselesi sınırlarımız değil, zihnimizdir.
Not: Ankara Çankırılılar Federasyonu’nun 19 Nisan’da düzenleyeceği Çankırılı yazarlar ve şairlere Onur Nişanı Takdim Programı’nı da bu vesileyle duyurmak isterim.


FACEBOOK YORUMLAR