Kalıplar Kırıldığında Hayat Başlar
Taşında vakar, insanında vefa taşıyan Çankırı’nın sükûnetine selam olsun.
Birbirinin yaralarını sessizce saran, göz göze geldiğinde kelimelere gerek kalmayan o güzel insanlara selam olsun.
Öncelikle söyleyeyim bu yazı kişisel gelişim yazısı değil.
Bu yazı bizimle ilgili.
Gündelik hayatımızın, içimizde biriken o ağır sessizliğin, “böyle gelmiş böyle gider” yorgunluğunun ta kendisiyle ilgili.
İnsan, tekrarlarının toplamıdır.
Ama kaderi, o tekrarları kırma cesaretinde gizlidir.
Kimlik, doğuştan yapıştırılmış bir etiket değildir.
Kimlik; defalarca yaptıklarımızın, her gün yeniden seçtiklerimizin, her sabah aynı korkuya teslim olup olmadığımızın toplamıdır.
Her tekrar bir iz bırakır.
Her iz zamanla kalıba dönüşür.
Davranışlarımız taş keser, düşüncelerimiz dar bir hapishaneye sıkışır, konforumuz büyür… ama ruhumuz küçülür, solar, susar.
Ve işte tam burada başlar asıl yara:
Çoğumuz kendimizi “olduğumuz” kişiyle değil, “alıştığımız” kişiyle tanımlarız.
“Ben böyleyim” dediğimiz an, aslında “Böyle kalmayı seçiyorum” deriz.
Ve o cümle bir tespit değil, sessiz bir vazgeçiş olur.
Oysa insan, kendi kalıbından ibaret değildir.
Kalıp güvenlidir, evet.
Ama gelişim orada filizlenmez.
Hayat orada nefes almaz.
Değişim, konforun kucağında doğmaz.
Konfor alanı; hatasız ama ruhsuz bir hapishanedir.
Risk yoktur, dolayısıyla öğrenme de yoktur.
Hareket yoksa arzu da doğmaz.
İnsan adım attıkça, attığı adımla birlikte başarma ateşi içinden yükselir.
Motivasyon gökten zembille inmez; yürüyerek, düşerek, kalkarak, ağlayarak, ama vazgeçmeyerek bulunur.
Bir adım…
Sonra bir adım daha…
Ve bir sabah uyanırsın ki, dün “asla yapamam” dediğin şey, artık kanında dolaşıyor, nefesine karışmış, hayatının bir parçası olmuş.
Bu yol sabır ister.
Ama sabır, sandığımız gibi sadece beklemek değildir.
Sabır; yorulduğunda, dizlerin titrediğinde, gözyaşın akarken bile bir adım daha atmaktır.
Sabır iradedir.
Sabır inattır.
Ve sabırla yoğrulan hiçbir zafer, kolay kolay elimizden alınamaz.
Çünkü o zafer, kemiklerimizde, damarlarımızda, en derin acılarımızda kazınmıştır.
Şimdi kendine sor;
Ben gerçekten kimim?
Yoksa sadece tekrar ettiğim şeyler miyim?
Yoksa yıllardır aynı korkunun, aynı alışkanlığın, aynı “güvenli” zincirin esiri miyim?
Eğer bu soru yüreğini sızlatıyorsa… korkma.
Bu sızı, kötü bir haber değil.
Tam tersine: değişimin ilk gözyaşıdır.
İlk uyanıştır.
İlk “yeter” çığlığıdır.
Kalıplar kırıldığında hayat başlar.
Ve hayat; titreyen ellerle de olsa o kalıbı kıracak cesareti gösterenleri sever.
Onları kucaklar.
Onlara nefes olur.
Onlara yeniden doğuş hediye eder.
Çünkü hayat, cesur olanları sever.
Ve sen… cesur olmaya çoktan karar vermişsin.
Yoksa bu satırları okurken kalbin bu kadar hızlı atmazdı.
Şimdi derin bir nefes al.
Ve kırılacak ilk kalıbın ne olduğunu kendine fısılda.
O fısıltı… yeni hayatının ilk cümlesidir.
Sümeyra Türk


FACEBOOK YORUMLAR