Yeni Nesil Milliyetçiler Ne İstiyor?
Sümeyra Türk – Ankara Kulisi
Ankara’dan selamlar…
Türkiye’de gençlik üzerine konuşurken sıkça duyduğumuz bir cümle var:
“Milliyetçilik yükseliyor.”
Evet, yükseliyor.
Hatta artık araştırmalara göre milliyetçi oylar yüzde 40’ın üzerine çıktı.
Ama mesele sadece “yükselmek” değil; kimin, neyin yükseldiğini anlamak.
Bugün hiçbir siyasi parti, bu yeni yükselişi tam anlamıyla okuyamıyor. Çünkü bu yükselen milliyetçilik; eski defterlerin, eski sloganların, eski kalıpların milliyetçiliği değil.
Bu yeni nesil, milliyetçiliği bir öfke dili olarak değil, bir aidiyet arayışı olarak yaşıyor.
Gençler her sabah başka bir dünyaya uyanıyor:
Bir gün umut rüzgârı esiyor, ertesi gün kaygı.
Bir gün hedefler parlıyor, ertesi gün sis çökmüş gibi oluyor.
Bu değişkenlik içinde gençler aslında hep aynı soruyu soruyor:
“Biz nereye tutunacağız?”
Çünkü çağ çok hızlı değişiyor.
Ekonomi, eğitim, iş hayatı, sosyal düzen… Hepsi kaygan.
Gençler de bu kaygan zeminde kendilerini ayakta tutacak bir “kök” arıyor.
BBC’nin röportajları, KONDA’nın gençlik araştırmaları, GSB’nin profil çalışmaları aynı noktaya işaret ediyor:
Gençlerdeki bu yeni milliyetçilik; ırkçı değil, kavgacı değil, militarist değil.
Tam aksine:
Huzur arayışından doğmuş bir milliyetçilik…
Kimlik kaybolmasın diye tutunan bir milliyetçilik…
Savrulmamak için kök arayan bir milliyetçilik…
Kutuplaşma değil, denge istiyor.
Öfke değil, adalet.
Bağırış çağırış değil, huzur.
Başkasını dışlamak değil, kendini bulmak.
Ama büyüklerin çoğu bunu göremiyor.
Gençlerin çığlığını duyunca hâlâ aynı yanlış yorumu yapıyorlar:
“… Demek ki bir makam, bir unvan peşindeler.”
Oysa gençlerin gönlünde ne makam var ne de koltuk.
Siyasetin vitrinine konmak istemiyorlar. Bugünün siyasetini de sevmiyorlar.
Övülmek, pohpohlanmak, alkışlanmak istemiyorlar.
En çok da şu cümleden rahatsız oluyorlar:
“Gençler bizim geleceğimiz!”
Hayır.
Onlar şunu söylüyor:
“Biz sizin geleceğiniz olmak değil, kendi geleceğimizi kurmak istiyoruz.”
Bu çok büyük bir fark.
Yeni nesil milliyetçiliği anlamak için önce şunu görmek gerekiyor:
Dünyanın rüzgârı sert esiyor.
Dijital hayat kimliği bulandırıyor.
Belirsizlik gençlerin yüreğine çörekleniyor.
Bu yüzden gençler bir Hayat Ağacı arıyor:
Sarsılmayan, dinleyen, anlamaya çalışan bir gölge.
Ve diyorlar ki:
“Biz kavganın değil, huzurun sesine dönüşmek istiyoruz.
Adil yaşamak, kendi yolumuzu bulmak istiyoruz.”
Türkiye’nin eski destanlarında bir Dilek Kayası vardı.
Halk onun etrafında birleşir, nefes alır, umutlanırdı.
Kaya kırılınca tüm herşey dağılırdı, biterdi.
Bugün gençler aynı şeyi hatırlatıyor:
“Dilek Kayası kırılmadan,
Hayat Ağacı kurumadan,
Bizi anlayın.”
Çünkü bu ülkenin gençleri kökünü kaybederse, biz geleceğimizi kaybederiz.
Ve bütün araştırmalar, bütün sahadaki sesler, bütün işaretler şunu söylüyor:
Yeni nesil milliyetçiler çok basit bir şey istiyor:
“Bu ülkenin geleceğinde kendimize adil, güvenli, anlamlı bir yer açmak…”
Ne eksik, ne fazla.
Bizim yapmamız gereken tek şey var:
O yeri açmak.
O kökü korumak.
O huzuru birlikte büyütmek.
Sağlıcakla kalın.


FACEBOOK YORUMLAR