Çankırı’ya Bir Olgunlaşma Enstitüsü Yakışmaz mı?
Sümeyra TÜRK kardeşimizin bu haftaki makalesi.
Değerli Çankırılı hemşehrilerim,
Bugün sizlerle belki de uzun zamandır üzerinde yeterince düşünmediğimiz bir konuyu konuşmak istiyorum:
Çankırı’da neden bir Olgunlaşma Enstitüsü olmasın?
Yaranımız var.
Kaya tuzumuz var.
Yöresel yemeklerimiz var.
Geleneksel el sanatlarımız, kıyafetlerimiz, motiflerimiz, türkülerimiz, hikâyelerimiz, örf ve âdetlerimiz var.
Kısacası, güçlü bir kültürel hafızamız var.
Peki bütün bu değerleri araştıran, belgeleyen, arşivleyen, yeniden tasarlayan, üreten ve Türkiye’ye, hatta dünyaya tanıtan güçlü bir kuruma sahip miyiz?
İşte tam bu noktada Olgunlaşma Enstitülerinin ne kadar önemli olduğunu düşünüyorum.
Olgunlaşma Enstitüsü nedir?
Olgunlaşma Enstitüleri, Millî Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğüne bağlı eğitim kurumlarıdır.
Ancak onları yalnızca birer eğitim veya kurs merkezi olarak görmek eksik olur.
Bu kurumlar; kültürel mirası araştıran, geleneksel sanatları koruyan, bunları çağdaş tasarımla buluşturan, üretime dönüştüren ve gelecek kuşaklara aktaran kültür merkezleridir.
Bir anlamda geçmiş ile gelecek arasında köprü kurarlar.
Peki Olgunlaşma Enstitüleri neden kuruldu?
Olgunlaşma Enstitülerinin geçmişi 1945 yılına kadar uzanıyor.
Temel amaçlarından biri, geleneksel Türk sanatlarını ve kültürel değerlerini korurken bunları çağın ihtiyaçlarına göre geliştirmek ve yeni nesillere aktarmaktı.
Zaman içerisinde bu görev çok daha kapsamlı hâle geldi.
Bugün Olgunlaşma Enstitüleri; araştırıyor, belgeliyor, arşivliyor, öğretiyor, tasarlıyor, üretiyor ve tanıtıyor.
Yani geçmişi yalnızca saklamıyor; geçmişten aldığı değeri bugünün dünyasında yeniden anlamlandırıyor.
Bir şehre ne kazandırır?
Bence meselenin en önemli tarafı burası.
Bir Olgunlaşma Enstitüsü şehre yalnızca yeni bir kamu kurumu kazandırmaz.
Öncelikle şehrin kültürel hafızasını korur.
Kaybolmaya yüz tutmuş el sanatları, yöresel kıyafetler, motifler, yemekler, geleneksel üretim biçimleri ve sözlü kültür unsurları araştırılır ve kayıt altına alınır.
İkinci olarak bunları ekonomik değere dönüştürme potansiyeli oluşturur.
Bir sandığın içinde kalan yüz yıllık motif, çağdaş bir tasarımcının elinde yeni bir kumaş desenine dönüşebilir.
Eski bir dokuma yeniden üretilebilir.
Yöresel bir kıyafetin desenleri çantada, eşarpta, aksesuarda veya ev tekstilinde yeniden hayat bulabilir.
Böylece kültür yalnızca korunmaz; üretir, istihdam oluşturur ve değer meydana getirir.
Kadınlara ne kazandırır?
Olgunlaşma Enstitülerinin tarihsel misyonunda kadınların eğitim ve üretime katılması önemli bir yere sahiptir.
Bugün bunu çok daha ileriye taşıyabiliriz.
Kadınlarımızın sahip olduğu geleneksel bilgi ve beceriler; tasarım, üretim, girişimcilik ve markalaşmayla buluşturulabilir.
Evlerde kuşaktan kuşağa aktarılan bir beceri, doğru eğitim ve tasarımla ekonomik değere dönüşebilir.
Dolayısıyla bir Olgunlaşma Enstitüsü aynı zamanda kadın emeğinin görünür hâle gelmesine ve ekonomik hayata katılımının güçlenmesine katkı sağlayabilir.
Turizme katkısı olur mu?
Elbette.
Bugünün turisti artık yalnızca bir yeri görmek istemiyor.
O yerin hikâyesini, kültürünü, mutfağını ve yaşayan geleneklerini deneyimlemek istiyor.
İşte Olgunlaşma Enstitüsü; sergileri, atölyeleri, müzeleri, koleksiyonları ve özgün ürünleriyle şehrin kültür turizmine yeni bir boyut kazandırabilir.
Düşünün…
Çankırı’ya gelen bir ziyaretçi Tuz Mağarası’nı geziyor, Yaran kültürünü tanıyor ve ardından Çankırı Olgunlaşma Enstitüsünde şehrin geleneksel sanatlarını, kıyafetlerini, yemek kültürünü ve tasarım ürünlerini görüyor.
Çankırı’dan ayrılırken de bu şehrin hikâyesini taşıyan özgün bir ürün satın alıyor.
İşte kültürün turizme ve ekonomiye dönüşmesi tam da budur.
Çankırı’nın buna ihtiyacı var mı?
Bence asıl sorumuz bu olmalı.
Çankırı'nın gelecek kuşaklara aktarılması gereken özgün kültürel değerleri var mı?
Cevabımız tartışmasız biçimde: Evet.
Yaran kültürü başlı başına büyük bir değer.
Kaya tuzu ve tuz kültürü dünya ölçeğinde değerlendirilebilecek bir başka zenginliğimiz.
Yöresel yemeklerimiz, geleneksel kıyafetlerimiz, el sanatlarımız, motiflerimiz, türkülerimiz ve sözlü kültürümüz de cabası.
Ancak kültürel değerlerin var olması tek başına yeterli değildir.
Onları araştırmak, belgelemek, korumak ve geleceğe taşımak gerekir.
Çünkü kayıt altına almadığımız her kültürel değer, zaman içerisinde unutulma riskiyle karşı karşıyadır.
Çankırı Olgunlaşma Enstitüsü ne üzerine uzmanlaşabilir?
İşte bana göre Çankırı için kurulacak bir enstitüyü farklılaştıracak asıl mesele burada.
Enstitü, Çankırı'nın kültürel kimliğinden hareketle kendisine özgü bir model geliştirebilir.
Yaran kültürü ve geleneksel yaşam, kaya tuzu ve tuz kültürü, yöresel giyim ve tekstil, geleneksel el sanatları, Çankırı mutfağı, yöresel motiflerin çağdaş tasarıma aktarılması bu modelin temel çalışma alanlarını oluşturabilir.
Hatta zaman içerisinde “Çankırı Koleksiyonu” oluşturulabilir.
Bu koleksiyon Ankara’da, İstanbul’da ve uluslararası organizasyonlarda sergilenebilir.
Neden Çankırı'nın kültürel değerlerinden hareketle tasarlanmış ürünler dünyanın farklı ülkelerinde sergilenmesin?
Böyle bir enstitü nasıl kurulur?
Burada elbette karar mercii Millî Eğitim Bakanlığıdır.
Ancak yerelden güçlü bir iradenin ortaya çıkması son derece önemlidir.
Çankırı Valiliği, İl Millî Eğitim Müdürlüğü, Çankırı Belediyesi, Çankırı Karatekin Üniversitesi, milletvekillerimiz, meslek kuruluşlarımız, kalkınma ajansımız ve sivil toplum kuruluşlarımız ortak bir hedef etrafında buluşabilir.
Öncelikle kapsamlı bir ihtiyaç ve fizibilite raporu hazırlanabilir.
Çankırı'nın kültürel miras envanteri ortaya konulabilir.
Enstitü için uygun fiziki mekân seçenekleri belirlenebilir.
Hangi alanlarda uzmanlaşacağı ve şehre sağlayacağı sosyal, kültürel ve ekonomik katkılar somut biçimde ortaya konulabilir.
Ardından güçlü ve ortak bir dosyayla Millî Eğitim Bakanlığına teklif götürülebilir.
Peki neden şimdi?
Çünkü dünya hızla değişiyor.
Küreselleşme bir taraftan kültürleri birbirine yaklaştırırken diğer taraftan yerel kültürel değerleri hızla görünmez hâle getirebiliyor.
Bugün kayıt altına almadığımız bir el sanatını yarın öğretecek usta bulamayabiliriz.
Bugün belgelemediğimiz bir geleneğin ayrıntılarını birkaç kuşak sonra hatırlamayabiliriz.
Bu nedenle kültürel mirası korumak nostaljik bir çaba değildir.
Aksine, geleceğe karşı sorumluluğumuzdur.
Son söz…
Çankırı'nın yeni yatırımlara, fabrikalara, yollara ve ekonomik projelere elbette ihtiyacı var.
Ama bir şehrin kalkınması yalnızca betonla, fabrikayla ve rakamlarla ölçülmez.
Şehirler hafızalarıyla yaşar.
Kültürünü kaybeden şehir, zaman içerisinde kimliğini de kaybeder.
Bu nedenle Çankırı'ya bir Olgunlaşma Enstitüsü kurulmasını yalnızca yeni bir eğitim kurumu talebi olarak görmemeliyiz.
Bu, Çankırı'nın kültürel hafızasına sahip çıkma projesidir.
Bu, Yaran'ı geleceğe taşıma projesidir.
Bu, kadınlarımızın emeğini üretime dönüştürme projesidir.
Bu, gençlerimize kendi kültürlerini tanıtma projesidir.
Bu, Çankırı'nın tasarım, kültür ve turizm alanında yeni bir marka oluşturma projesidir.
Belki de artık şu soruyu hep birlikte sormanın zamanı gelmiştir:
Anadolu'nun böylesine köklü bir kültür şehrinde neden bir Olgunlaşma Enstitüsü olmasın?
Ben inanıyorum ki Çankırı ister, kurumları birlikte hareket eder ve güçlü bir proje ortaya koyarsa bu hayal gerçekleştirilebilir.
Çünkü mesele yalnızca geçmişimizi korumak değildir.
Mesele, geçmişimizden güç alarak geleceğimizi tasarlamaktır.
Sümeyra TÜRK


FACEBOOK YORUMLAR