Çankırı'nın Gerçek Vizontele'si: Ferit Akalın
Geçtiğimiz hafta bu köşede dijital radyodan, DAB+ teknolojisinden ve geleceğin yayıncılığından söz etmiştim. Bu hafta ise geleceği değil, o geleceğin temellerini atan bir Çankırılıyı anlatmak istiyorum.
Bazen bir film izlersiniz ve yıllar geçse de bazı sahneler zihninizden silinmez.
Benim için Vizontele tam da böyle bir film.
Kasabaya ilk televizyonun gelişi…
Çatılara kurulan antenler…
Yayın alabilmek için verilen mücadele…
Ve herkesin "deli" dediği Emin…
Yılmaz Erdoğan'ın hayat verdiği Emin karakteri, toplumun anlamakta zorlandığı ama aslında zamanının ötesinde düşünen bir insandı. Hurda parçalarından düzenekler kuruyor, antenlerle uğraşıyor, elektrik ve iletişim teknolojileri üzerine kafa yoruyor, yeni şeyler üretmeye çalışıyordu.
Filmin en güçlü mesajlarından biri de buydu aslında.
Toplum bazen farklı düşünen insanlara "deli" der.
Oysa tarih, o insanların çoğunu yıllar sonra "öncü" olarak yazar.
Geçtiğimiz günlerde Çankırı'daki Ferit Akalın Radyo ve İletişim Müzesi'ni gezerken aklıma sürekli bu sahneler geldi.
Sonra kendi kendime sordum:
Acaba Çankırı'nın da bir "Emin"i vardı da biz onu yeterince tanıyamadık mı?
Ferit Akalın’ın kısa hikayesi;
1939 yılında Şabanözü'nde dünyaya gelen Ferit Akalın, daha çocuk yaşlarda radyonun büyülü dünyasına ilgi duymaya başlar. O yıllarda Çankırı'da radyo neredeyse yok denecek kadar azdır. Mahallede bulunan tek radyonun başında saatler geçirir. Daha sonra Çankırı Kütüphanesi'nde radyoyla ilgili bulabildiği bütün kitapları defalarca okur.
Henüz ilkokul yıllarında uzun bir anten ve kulaklıkla çalışan ilk kristal radyosunu yapar.
Sonra tek lambalı radyolar…
İki lambalı radyolar…
Üç lambalı alıcılar…
Lise yıllarında ise bobinlerini dahi kendi ürettiği süperheterodin radyosunu çalıştırmayı başarır. Elektronik artık onun için yalnızca bir merak değil, hayatının merkezidir.
1960'lı yılların ortasında İstasyon Caddesi'nde açtığı dükkânın tabelasında alışılmışın dışında bir ifade yazmaktadır:
"Elektronik Laboratuvarı."
Aslında orası bir dükkândan çok daha fazlasıdır.
Teknolojiye ilgi duyan gençlerin buluştuğu, yeni fikirlerin konuşulduğu, bozulan radyoların yeniden hayata döndüğü küçük bir bilim atölyesidir. Çankırılılar yıllarca onu "Radyocu Ferit" diye tanıyacaktır.
Ama Ferit Akalın yalnızca radyo tamir etmez.
Çankırı'da ilk televizyon antenlerini kuran isimlerden biri olur.
Televizyon yayınlarını şehre ulaştırmak için günlerce uğraşır.
Okullara ses düzenekleri kurar.
Kendi ses kayıt cihazlarını üretir.
Ve belki de en ilginci…
1967 yılının 19 Mayıs törenlerinde, Çankırı Stadı'nda radyo sinyalleriyle uzaktan kumanda ettiği sürücüsüz bir cipi hareket ettirerek izleyenleri hayrete düşürür.
Bugün bize sıradan gelen bu teknoloji, o günün Anadolu'sunda adeta bilim kurgu gibidir.
İşte tam da bu yüzden Vizontele'yi izlerken insanın aklına Ferit Akalın geliyor.
Elbette bugün elimizde, filmin doğrudan Ferit Akalın'dan esinlendiğini gösteren herhangi bir açıklama yok.
Bunu söylemek doğru olmaz.
Ancak benzerlik gerçekten dikkat çekici.
İkisinin de ortak noktası antenler…
Elektronik…
İcatlar…
İnsanların "olmaz" dediği şeyleri deneme cesareti…
Ve en önemlisi…
Anlaşılmayı bekleyen bir merak…
Belki gerçekten sadece bir tesadüf.
Belki Anadolu'nun farklı şehirlerinde yaşayan benzer ruhların ortak hikâyesi.
Ama bir gerçek var ki, Vizontele'deki Emin bir sinema karakteriydi; Ferit Akalın ise Çankırı'nın gerçek bir evladıydı.
Bugün onun bağışladığı yaklaşık doksan tarihi radyo, eski televizyonlar, telefonlar, telgraflar ve yüzlerce iletişim aracı, tarihi Sarıkadı Konağı'nda kurulan Ferit Akalın Radyo ve İletişim Müzesi'nde gelecek kuşaklara aktarılıyor. Ancak bu müzede sergilenen en değerli eser ne eski bir radyo ne de bir televizyon…
Asıl sergilenen şey, bir insanın bitmeyen merakıdır.
Vazgeçmeyen azmidir.
Üretme heyecanıdır.
Belki de bugün çocuklarımızı bu müzeye götürmemizin nedeni eski radyoları göstermek değildir.
Onlara şunu anlatabilmektir:
Hayaller bazen küçük bir Anadolu şehrinde başlar.
Bir tornavidayla…
Bir bakır telle…
Bir antenle…
Ve dünyayı değiştireceğine inanan tek bir insanla…
Ferit Akalın bize sadece bir radyo koleksiyonu bırakmadı.
Merak etmeyi öğretti.
Üretmeyi öğretti.
İmkânsız görünen şeyleri denemekten vazgeçmemeyi öğretti.
Bugün teknoloji devlerini konuşuyoruz.
Yapay zekâyı konuşuyoruz.
Dijital dönüşümü konuşuyoruz.
Ama unutmamalıyız ki her büyük dönüşüm, bir zamanlar "hayal kuran" insanların omuzlarında yükseldi.
Ferit Akalın da o hayal kuran insanlardan biriydi.
Çankırı'nın gerçek teknoloji öncülerinden biriydi.
Bugün Ferit Akalın'ın hayatına dair araştırma yaptığımda, 1939 doğumlu olduğu, uzun yıllar Çankırı'da yaşayıp elektronik ve radyo alanındaki çalışmalarını burada sürdürdüğü; 2014'lü yıllarda ise ticari faaliyetlerini bırakarak İzmir'e yerleştiğine ilişkin bilgilerle karşılaştım. Ancak kamuya açık kaynaklarda vefat ettiğine dair doğrulanmış bir bilgiye rastlamadım.
Bu nedenle onun adına yazarken kesin ifadeler kullanmayı doğru bulmuyorum.
Eğer bugün hâlâ aramızdaysa, ömrünü iletişim teknolojilerine adamış, koleksiyonunu hiçbir karşılık beklemeden doğup büyüdüğü şehre emanet etmiş örnek bir Çankırılı olarak kendisine en içten saygılarımı sunuyorum.
Eğer ebediyete irtihal ettiyse, geride yalnızca eski radyolar değil; merakın, üretmenin ve hayal kurmanın mirasını bırakan bir gönül insanı olarak kendisini rahmet ve minnetle anıyorum.
Çünkü bazı insanlar sadece yaşadıkları döneme değil, yaşadıkları şehre de iz bırakırlar.
Ferit Akalın da Çankırı'nın hafızasında böyle bir iz bırakan isimlerden biridir.
Onu minnet ve saygıyla anıyorum.
Ve Çankırı'ya yolu düşen herkese içtenlikle sesleniyorum:
Tuz Mağarası'nı görün…
Saat Kulesi'nde bir fotoğraf çektirin…
Ama mutlaka Ferit Akalın Radyo ve İletişim Müzesi'nin kapısından içeri girin.
Çünkü orada yalnızca eski radyoları değil, Çankırı’lı bir genç mucidin hayallerini göreceksiniz.
Sağlıcakla kalın Çankırı’nın güzel insanları
Sümeyra Türk


FACEBOOK YORUMLAR