Bir Ülkenin Ortak Dili
Bir memleketin ortak dili, o ülkede yaşayan insanların birbirleriyle anlaşmak için kullandıkları ortak iletişim dilidir.
Evet, bir ulusun ortak duygularını, insanlara yansıtan o yörenin tarihini bilen araştırmacı arkologlar, yazarlar, tarihçiler ve babadan oğula geçen gelenek ve göreneklerinin yanında özlemlerini ve tarihini birleştiren en güçlü unsurlardan biri de yanında hiç ayırmadığı sazının telinden çıkan nağmelerle âşıkların dili olmuştur. Âşıklar, sadece sazın teline dokunup saz çalan, arada destansı şiirler söyleyen, birbirleriyle atışmalar yapanlar değil, bulunduğu yörenin gelenek ve göreneklerine bağlı, sazının telinden, aşıklların mısralarındaki kafiyeli sesleri ile o yöre halkının tek sahibidirler.
Ülkemizin çeşitli yörelerinde yetişmiş aşıkların dillerinde var olan ve bir milletin, bir ulusun kaderi, Dede Korkut, Karacaoğlan, Pir Sultan Abdal, Dadaloğlu, Âşık Veysel, Ali Ekber Çiçek, Mahsuni Şerif, Âşık Murat Çobanoğlu’na kadar daha yüzlerce aşıkların dillerinde dökülen nağmelerinde bir anlam ifade ederek bu nağmeleri de ancak ellerindeki sazın tellerinde yankılanır..
Yurdumuzun her köşesinde şehirlerin, köylerin veya yaylalarında dostluklar, sevgiler bir ezgi ile başlar; Birbirine atılan maniler, çeşitli şiirler, o yörenin belirli alışkanlıkları, gelenekleri bazen kimine göre sadece bir türkü olarak içten bir anlam ifade eder, kimine göre ise bir halkın emeğinin karşılığı alın teri, hasretle ve sevgiyle dökülen gözyaşı, veya sazın telindeki nağmelerde çıkan yöresel duasıdır.
Örnek mi; Safranbolu’lu şair Selim Tufan’ın “Özlettin” diye yazdığı şiirindeki özlem ifadesini ve anlamı şairin kendine özgü şiirsel duasıdır.
Özlettin kendini hasret,
Uğra biraz da buralara,
Gelirken biraz göz yaşı da al,
Bizde kalmadı zira……
Özlettin kendini matem,
Dokun omuzuma,
Başınız sagolsun de bir kez,
İnsanlıgı gömdûk zira…….
Artık nasıl esersen es rüzgar,
Bir tafından gir,
Öbür tarafından çık bedenimden,
Bende ne yürek, ne ciğer bitti zira..…
Rahatsız etmem, bilirim huyumu,
Kimsenin suçu yok,
Ben kendim kazdım,
Yaşarken kendi kuyumu…..
Bizim ülkenin her yöresine ait türkülerin, şairlerinin yazdıkları ve aşıkların dillerinden dökülen nağmeler, bütün vücudu dolaşan canlıya hayat veren kan gibi, bütün yürekleri, ülkesini sevenleri birbirine bağlayan birer hayat öpücüğü gibidir. O şiirin, türkünün kelimelerinde inancın ruhuna yansıması ile garibin duası gibi gelir.
Şairlerin şiirleri, aşıkların dilinden söylediği ve sazının teline yansıtan manidar nağmeler, her yörenin türküleri bizim ülkemizde ortak bir kültürel miras olarak kabul edilir. Aşıklar ve halk ozanları eğitim yuvası gibi insanlara nasihat etmesini dillerinden dökülen şiirsel söylemleriyle halka mal olurlar. Mesela Aşık Sefai’nin beş kıta şiirindeki son dörtlüsündeki sözler birer şaheserdir..
Aşıkların aşka gelende, elinden saz alınmaz,
Ozanlar dertlidir, dilinden söz alınmaz,
Kazanda kaynayan çorbadan tuz alınmaz,
Ocak yanar alev olur, ateşten köz alınmaz,
İnsanoğlu gizli sırdır özünden öz alınmaz..
Ülkemizdeki aşıklar, şairlerin kaleminden dökülen şiirlerin, şarkıların, türkülerin, halka mal olmasını sağlayan sanatçıların söylediği bir milletin tek yüreğidir.
Zira; Kendi şarkısını, türküsünü unutan bir millet kendi geçmişini unutur.
Evlerimizde Pir Sultan Abtal, Aşık Veysel’in, Muharrem Ertaş’ın, Neşet Ertaş’ın, Aşık Mahsuni Şerif’in, Ali Ekber Çiçek’ın, Aşık Murat Çobanoğlu’nun ve daha nice sanatçıların özanların nağmelerinden çıkan sözleri, Bize ve gelecek çocuklarımıza onların nağmeleri köprü olsun. Çünkü bizim ülkemizin şarkı ve türküleri o milletin kimliğidir, bir milletin aynasıdır.
Unutmayalım, kültür sadece geçmişin süsü değil, geleceğin teminatıdır.
Mübarek Ramazan ayı bitirip adına şeker bayramı da denilen Ramazan bayramınızı kutlarım. Bu bayram vücudunuz sağlıklı, kalbinize huzur, evinizin neşesi, gönlünün ferahlığı hiç eksilmesin, Mesafe uzak olsa da gönüller bir olmak için daha nice bayramlara ulaşmanızı dileğiyle tekrar iyi bayramlar dilerim.
Görüşmek dileğiyle saygılar sunarım..
Necati Keskin
14 Mart 2026

