Necati Keskin

Necati Keskin


Geçmiş Yıllarımız

01 Temmuz 2026 - 01:02 - Güncelleme: 01 Temmuz 2026 - 09:56

Geçmiş Yıllarımız

35 yıla yakın devlet hizmetinde çalıştık, 23 yıldır da emekliliğimizi yaşayıp Devletimizin kesesinden yiyip içiyoruz. Eskilerin deyimiyle “Allah Devletimize zeval vermesin” diye de şükrediyoruz. Yalnız bu arada devletimizin hizmetini yaparken iyi ve kötü günleri yaşadık.

Ancak şuna da emin olun ki hizmeti yaparken helalinden emekliliği hak ettiğine inanarak huzurla emekli olanların, yaşamının sonuna kadar mutluluğun ve huzurun tavan yaptığı yıllar olarak geçer..

Ben seksen yılımı devirmek üzereyim, bizim çocukluk yıllarımız, okul yıllarımız için yazılacak söylenecek öyle çok şeylerimiz var ki, Ülkemiz ve bizler bu günlere kolay gelmedik, Benim gibi eskiler o günleri anlatırken “Ah nerede o eski günler” diyerek o günleri bazen arar hale geldiklerini ballandıra ballandıra anlatırlar. Yahu bırakın o yokluk günlerini hiç o günler aranır mı dediğimde yinede eskilerin deyimiyle bazı gerçekleri de yok saymamak gerek, çünkü o yıllarda yediğimiz ve içtiğimiz her şeyin kendine özgü bir tadı, kokusu ve besin değeri vardı, çünkü her şey doğaldı. Yani bunu size nasıl izah edeyim, Yediğimiz arpa ekmeği, biraz daha ekonomisi yerinde olanların da buğday ekmeği yavan olabilirdi ama bir ekmek tadı ve kokusu vardı, içtiğimiz su, soluğumuz hava ise keza öyle, toprak ise kirlenmemiş bakir, hem de çok bereketli ve verimliydi. Hani bizim dedelerimizden ninelerimizden gelen bir halk sözü vardır. “Dün her şey daha güzeldi, dünya hali işte” Bende eskileri anlatıyorum ama şimdiki gençler o günleri bilmedikleri için bizim anlattıklarımız onlara sadece bir hikaye veya masal gibi geliyor.

Yine o yıllarda o yıllarda Halk çiftçlik ve hayvancılıkla uğraşı verirken ülkede kişi başına düşen milli gelirimiz 200 – 250 ABD doları civarında idi. Bu gün ise 19 – 20 bin dolar civarında olduğu söyleniyor. Dünya genelinde ortalama yaşam ortalaması yaklaşık 45 – 50  civarında idi. Çocukluğumda 55-60 yaşlarında birisi vefat ettiğinde ‘Allah rahmet etsin, maşallah yaşını almış’ derdik.70 – 80 yaşlarında hiç yaşlı görmedim desem yalan olmaz. O yılarda ülkemizin durumu belli, doktor eksik, hastane eksik, Vefat edenlerin yüzde doksanı belirsiz bir hastalıktan yani neden öldüğü meçhul, vefat edenin arkasından söylenin tek söz “ömrü de bu kadarmış” deyip geçiştirirdik. Bundan 50-60 yıl önce vefat etmiş birisi mezardan kalkıpta bu yaşadığımız dünyana bir baksa, bizleri  billahi cennette yaşıyor zanneder.

Yine o yıllarda hanede bulunan 7 den 70 e kadar herkes üzerine düşeni yapar yinede fakat kıt kanat geçimini sağlardı, yiyeceklerimiz de belirli, bu kadar çeşitli ve bol değildi.

Giyeceklerimiz den ayakkabı numarasız soğukkuyu lastik, yazın yalınayak, yamalıksız ne mintan nede pantolan, zor bulunan ceket ise ters çevrilerek giyilirdi. Yani o yıllardan bu günkü farklı yaşam şartlarını mukayese ederek yine bir “Amerikan kaputu’nu” anlatmadan geçemeyeceğim..

Rahmetli Babamın bakkal olması dolaysıyla, her türlü basma çeşitleri, Amerikan bezi gibi giyecek yapımında kullanılan malzemeleri de İstanbul’a gittiğinde o yıllardaki köylünün ihtiyacına cevap vermek için alır satardı..

Bunlar arasında biz çocukları daha ilgilendiren kaput bezleriy di. Bu kabut bezler genelde kirli beyaz veya açık krem rengiydi, sebebi nedense bilemem ama Amerikan bezi diyorlardı o zaman.

Bizim kuşak henüz atlet, fanila, kilot, şort, bot, mont, palto nedir, bu saydıklarımın ismini bile duymamıştık, 1955 - 1960 li yıllar İç çamaşır olarak bildiğimiz göyneklerimiz ve iç donumuz Amerikan kaput bezinden” analarımızın maharetli elleriyle evimizde, göz kararı ölçülür ve teyellenerek dikilir bizde öylece giyerdik.

Amerikan bezinden ayrı “Diril” denilen bir bez daha vardı. Durumu çok iyi olan aileler genellikle pantolon altına giyilen iç donunun üzerinde ipten uçkuru olan şimdiki pijama benzeri don ve göynek yapılırdı.

Bazen aile bütçesinin elvermediği durumlarda, başka çareler aranırdı. Elbette başka çareler vardı. Yukarıda anlattığım gibi babamın bakkalından boşalmış şeker torbaları alınır, Çünkü çok dayanıklı, yıllarca giysen eskimez ama mübarek zımpara gibiydi, giyenlerin sırtları hep tahriş olurdu, kaşıntı yapardı. Rahmetli anam dikmiş bir kere giydim, sırtlarım neredeyse yara olacak ki bir daha direndim giymedim. Yani bu çuvallar hem ucuz markalı da olurdu.

Kimisinde Alpullu Şeker”, kimisinde “Uşak Şeker” yazardı. Böyle içlik diktirip giyen arkadaşlarımın olduğuna şahidim. Köylü çocuğu olup da ben giymedim diyen o yılların zaten durumu iyi olanlardır..

Top oynarken veya çelik-çomak pantolonlarımız yıpranmasın diye çıkarır, içinde “Uşak şeker” veya Alpullu şeker” yazar markalı donlarla oynardık maçımızı. Don diyorum, bu sözüm kabalık olarak algılanmasın. Biz şort veya iç çamaşırı nedir bilmezdik ki..

Bazı arkadaşlarımın önünde iki düğmesi olan yuvarlak bisiklet yakaydı. Annem Korgun’da bizim mahallenin iki terzisi vardı, Rahmetli Hamza amcamın eşi Nimet annem ve Sarıgilin Çil kız derlerdi, Annem Rahmetli Nimet anneme diktirmiş ama  Rahmet babam o modeli hiç sevmezdi, hatta babam “Ya kadın, bu ne biçim yaka idam gömleği gibi” diye tafra yapardı, Benimki ise boğazdan göbek hizama kadar yarık olurdu. Rahmetli Ömer’in göynek yuvarlak yaka idi ama yakatan itibsaren aşağı doğru üç düğmesi verdi, Ben de yuvarlak yaka isterdim ama nafile, Çünkü Rahmetli Ömer’in annesi Fatma teyzem her konuda olduğu gibi dikiş konusunda da çok maharetliydi. Canım komşu teyzem beni kırmayıp malzemeleri verip Ömer’inkine benzer tam benim istediğim gibi yuvarlak yakalı göynek dikivermişti, Bana nasıl güzel geldi ise onu hep özel günlerde giyerdim.

Okul hayatımızı, Mahalledeki oyunlarımızı yazarsak işin içinde çıkamayız.

Yani biz sizin anlayacağımız bizim nesil “İçtiğimiz Amerikan süt tozundan giyeceklerimizde Amerikan kaput beziyle büyüyen neslin uşaklarıydık” Ama Sokaklar ve, meydanlar bizimdi.

Benim yaşımda olanlara “O yıllarda mutlumuydunuz” diye sorun, yaşayanların yüzde sekseni bu yılları bilmediğimiz için o yıllar “Evet mutluyduk” derler.

Bana göre de, çocukluk yollarında herkes mutlu, Ama “o günler mi yoksa bu günler mi daha mutluydunuz” diye sorarsanız. “Yüce Mevla’mdan o günler bir daha geri gelmesin” derim.

Sağlıklı günlerde tekrar görüşmek üzere.

Hoşça kalın.


Necati KESKİN
01 Temmuz 2026

 

Bu yazı 412 defa okunmuştur.