Tüm Tapular Dağıtılmış
Biz insanlar dünyaya gelmekle artık burada sonsuza kadar kalacağımızı zannediyoruz,
Belirli yaşlarda gelince, doğanın kananu gereği, fiziki olarak da, karakter olarak da değişime uğruyoruz, bazılarımız yaşadığımız hayatın mutlak bir gün sona ereceğini idrak ediyor, yaşantısını ona göre sürdürüyor, bir diğerimiz ise eline imkan geçince gözü hiç bir şey görmüyor; ölümü hiçe sayıp ne yazık ki dünya hırsına mağlup oluyor..
Dedim ya; insanız sonuçta karakterimizle de değişiklik yaşıyoruz.
Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne bağlı Kadastro Müdürlüğüne 34 yıl hizmetim gereği Kadastrosu biten köylerin tapu dağıtım törenlerinde bulundum.
Böylelikle yazımın konusuna başlamadan önce birkaç yıl evvel Şener Şen’in meşhur bir filmini izlemiştim, birkaç gün önce yine internetten izledim. “Züğürt Ağa”
Züğürt Ağa filmini izleyenler bilir, filminde meşhur bir sahne vardı: Züğürt Ağa’nın köyünde bir seçim yapılır. Züğürt Ağa’nın partisiyle, kendisiyle husumetli olan Şıh’ın partisi yarışmaktadır. Seçim yapılır ama seçimde ne yazık ki Züğürt Ağa’nın partisine yalnızca bir tane oy çıkar. Ancak, Züğürt ağadan korkularından olsa gerek seçim sonucunu bir gün sonra ağa’ya bildirirler, ancak ağa’nın korkusundan her maraba o bir oy’un kendilsine ait olduğunu iddia etseler de biliniyor ki o oy Züğürt Ağa’nın kendi kullandığı oy’dur, neticede tüm köylüler oylarını Şıh’ın partisine oy verdikleri anlaşılır. Züğürt Ağa neden karşı partiye oy verdiklerini sorduğunda köylüler Şıh’ın kendilerine oy karşılığında cennetten tapu dağıttığını söylerler. Hatta kahya şıh’ın verdiği tapuyu’da ağa’ya gösterir.
Marabalarının kandırılması üzerine sinirlenen Züğürt Ağa: “Siz önce bu dünyadaki yerinizi düşünseydiniz.” deyince kahyası da şöyle karşılık verir; “Dünyadaki tüm tapular dağıtılmış ağam. Bize yer kalmadı”
Maraba köylünün ağa’ya söylediği söz müthiş, Bu söz filmi izleyenler tarafından benim gibi çok etkilenmişlerdir. Köylü marabaya göre dünyadaki tüm tapular dağıtılmış, garip guraba’ya yer kalmamıştır, aslında ona göre çok doğru bir tespit.
Ben 80 yıldır bu topraklarda yaşıyorum 34 yılımı Devlet hizmetine verdim. 2002 yılında emekli olunca emekli ikramiyesi çocuklarımında biraz olsun yardımı ile 2003 yılında aldığım dairemin tapusundan başka üzerime kayıtlı hiç bir tapum olmadı. Ancak Korgun’da rahmetlliler 75 yaşında vefat eden babamın, ve onunda babasından yani dedemden kalma bir kaç tarla ve köy evimizden başka tapulu yerimiz yok. Dilerim Allah herkese çocuklarıyla birlikte, burası da benim evim diyecek ve başını sokacak bir ev nasip etsin, ama ne yazık ki, bir memur veya asgari ücretli maaşı ile haklı olarak ekonomik gücü şu an buna imkan vermiyor.
Ben Devlet memurluğu süresince her 34 yıl kirada oturdum, Malının mülkünün ve parasının hesabını bilmeyenler çok, Bir çoğu babadan kalma, fakat ben kimde ne var, kim ne kadar zengin, bu zenginlik nereden gelmiş, beni hiç mi hiç ilgilendirmez, benim için önemli olan sağlıklı yaşamak ve gönül zenginliği derim.
Konu marabanın konuştuğu “Tapu” meselesiydi. Belirli bir yaşa gelip çocuk çocuğa karışan her insan ister ki tüm ailemle oturacağım bir tek odamız olsun, kapısını kendi anahtarımizla açalım. Odamızın duvarına aile resimlerimi asayım, çocuklarım okuldan veya işten gelince “baba evimiz çok güzel” diyerek bizleri mutluluğun doruğuna ulaştırsınlar. Yani umuda yolculuk her zaman mutluluk verir..
Fakat birde madalyonun diğer yüzü ise kiracılık. Kiracı olanlara yüce Mevla’m kolaylıklar versin, kiracı olursan ay başı çabuk gelir, eğer ev sahibi ‘kıl kuyruk’ yani paraya tapan birisiyse, aybaşı akşamı kira parası için kapı zilini çalması insanı kahreder. Hele birde sözleşme gereği kiraya zam zamanı gelince artık ev sahibinin yüzü gözü görülmez, kiracı olanda merak eder ki acaba ne kadar zam yapacak diye iki dudağının arasında çıkacak o müthiş kelimeyi bekler.
Dilerim ki kiracı olanlara da, Allah ev sahibinin de hayırlısını versin, Dünya malı dünyada kalıyor, ne olursa olsun “Mal canın yongasıdır” derler. İhtiyacından fazlasına da yani dünya malına fazla tamah etmemek gerek, hele bu köylerimizde pek çok yaşadığımız olaylar var, vatandaşımız, abdesinde namazında beş vakit namazını kaçırmayan insanlar, Kutsal topraklara ziyanetini yapmış, konuşurken ağızlarından bal damlar, Allah’ın affetmeyeceği günahın kul hakkı olduğunu anlatırlar. Fakat ne yazık ki komşunun veya hazinenin bir karış toprağı için verdikleri mücadele akıl almaz nitelikte, işte bu insanların cahilane tutumları acaba neden böyle bu insanlar diye merak ederim.
Şunu asla unutmayalım ki, dünya kadar malın olsa da hiçbir şey bizim değil.
Bize verilen emanetler, zamanı gelince elimizden alınacak, bizleri tanıyan ve sevdiğimiz insanların katılımıyla, sadece tek bir kefenle ve iki m2. lik açılan çukura gömülerek bu dünyayı terk edeceğiz. Kim olursak olalım. İster ilim sahibi bir âlim, ister zulmün peşinden giden bir zalim. İster servetiyle övünen bir zengin, ister elindekiyle şükreden bir fakir. Hepimizin yolu aynı kapıya çıkar. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de “her canlı ölümü tadacaktır” diyor. Ölüm her canlı için vardır ve kimseye ayrıcalık tanımayan ilahi bir hakikattir. Hani nereye gitti atalarımız, yakınlarınız ve sevdiğimiz insanlar, daha dün onlar da yaşıyor bizim gibi hayata tutunmak için didinip durdular, mal mülk edinme, çocuklarının geleceklerini hazırlama peşinde koşuyorlardı. Ama bugün iyi veya kötü yaptıkları ve yaşadıklarıyla başka bir alemde ameliyle baş başalar.
İnançlı olanlar, bilin ki dünyada yapılan her iyi veya kötü iş, elbette karşılığını görecektir, Yaşarken bu dengeyi kurmamız gerekiyor..
Sağlıklı ve huzurlu günlerde tekrar görüşmek üzere.
Necati KESKİN
15 Temmuz 2026

