Necati Keskin

Necati Keskin


Bit Yiğitte - Pire İtte

01 Haziran 2026 - 00:31 - Güncelleme: 01 Haziran 2026 - 10:06

Bit Yiğitte, Pire İtte Bulunur

Geçtim bilgisayarımın başına bu hafta ne yazayım diye karıştırırken, Türk Sinemasının erkek aktörlerinden Tarık Akan’ın Cezaevinde yattığını pek ilgimi çekmediğinden biliyordum, ama Google de olayı şöyle anlatmış.

Tarık Akan 12 Eylül 1980 askerî darbesinin hemen ardından, 1981 başlarında Almanya'da yaptığı bir konuşma yüzünden yurda dönüşünde tutuklanmış. Tutuklanmanın nedeni ve gerekçesini bilmiyorum ama. Böylece uzun bir yargılanma süreci sonunda aklanan aktör, o günlerde geçirdiği anılarından bir tiyatro eseri meydana getirmiş, okumadım ama başlığı bana geriye dönük halen bile unutamadığım gibi çok üzüldüğüm bir anıma çağrışım yaptı. Bu anımı bazı anne ve babalara çağrışım yapsın diye yazıyorum.

Korgun’da l954-55 İlkokul ikinci sınıftayız, Yani henüz 7-8 yaşlarındayız. Aynı sınıf ve sırada oturduğum bir arkadaşım vardı, İsmi ve kimliği bende kalsın, kader ya bu babası daha ‘3’ üç yaşında iken vefat etmiş, fakat annesinin hiçbir geliri olmadığı gibi onların geçimlerini temin edecek kimsesi de bulunmadığından annesi ikinci evliliğini yapmış, o zavallım da mecburen annesi ile birlikte üvey baba evine gitmiş, Zamanla üvey babasından da annesi iki kardeşi  daha dünyaya getirmiş, neticede kendisi küçük olmasına rağmen, büyük abi olarak evin her hizmetinde onu kullanmışlar, yani üvey babasının evinde ne ders çalışma imkanı olurmuş nede temizliği, yani bizim zamanımızda tüm ilkokullarda giydiğimiz beyaz yakalık ve altında siyah önlüğün (biz göğüslük) derdik. Tabi altında da kırk yamalı mintan, yine altında pantolon benzeri giyeceği, ayağında numarası değişik ve kendinden büyük soğuk kuyu lastik ayakkabısı, Çantası bezden dikili, kitap ve kırtasiye malzemeleri ise Rahmetli öğretmenimiz Mehmet Samsa tarafından temin edilen bir öğrenci kardeşimizdi. İşin en acı tarafı da öğle okul paydosunda bütün öğrenciler evine yemeğe giderlerken o okulda kalır, cebine koyduğu bir kaç ahlat, erik veya elma kurusu “kak -hoşaf” ile akşam ederdi.

O yıllarda Cumartesi günü öğlene kadar okulda ders görürdük hafta tatili de 1,5 gün idi. Bütün öğrenciler Pazartesi okula geldiğimizde sınıftaki bütün öğrenciler ailelerimiz tarafından genelde temizlenmiş olarak gelirdik, fakat bu kardeşimiz nasıl oluyorsa, okula geldiğinde ne saç tıraşı doğru yapılırdı nede giyimine dikkat edilirdi. Hatta hiç unutmam öğretmenim kendisine “Annen okula gelsin benimle görüşsün” diye tembih ettiğini hatırlarım. Çünkü zavallı arkadaşımdan bütün sınıfa “bit” ondan  yayılırdı. Bit geçer diye de yanına kimse oturamaz, yani tedirgin olurlardı. ama rahmetli öğretmenim onu benimle beraber aynı sırada oturtturdu. Fakat her defasında kafasında bir iki bit mutlak olurdu, her halde o yıllarda bende bit’e alışkındık galiba, yani hiç tedirgin olmazdım, o siyah önlüğünün (göğüslüğünün) üzerinde eski siyah bir yün yelek giydirirlerdi ki sanki o yelek bit’in yaşam merkezi gibiydi.

Öğretmenim birkaç kez dersten çıkartarak “Haydi oğlum sen evine git, annen çamaşırlarını yıkasın” diye okuldan evine gönderirdi. Onun dersten çıkarken yüz ifadesini hiç unutamam, hep ağlayarak evine giderdi. Bir veya iki gün sonra okula geldiğinde, onun yüzündeki mahcubiyeti hiç unutamam. Fakat ben onun mahcubiyetini anlardım, sınıfta aynı sırada birlikte oturduğumuzdan onun en yakın ve samimi arkadaşı bendim, ders arası bazı  teneffüslerinde bile devamlı benimle birlikte olmak ister benimle oynardı. Öğle yemek saatinde evimiz okula yakın olduğundan durumunu bildiğim için birlikte bizim eve yemek yemeğe giderdik, Onunda beni çok sevdiğini anlardım. Fakat okuldan eve döndüğümde sıra arkadaşımın bu haline gerçekten çok ama çok üzülürdüm, Çünkü gerçekten hali içler acısıydı. Hatta okuldan evine gönderildiği günlerde, verilen ödevleri hep ona iletirdim.

Korgun’a gittiğimde orada ikamet eden bazı okul arkadaşlarımla görüşürdüm onunda sorardım ve tanıyanlar İstanbul’da Gazoz fabrikalarında çalıştığını söylerlerdi.

Bir vesileyle 2 – 3 günlüğüne Korgun’a gitmiştim. Her nasılsa tesadüf Korgun’a gelmiş kahvehane bahçesinde çay içiyordu, tam 60 -65 yıldan fazla görmediğim okul, sınıf hatta sıra arkadaşımı simasından tanıdım, yine de acaba o, bu mu diye yanımda bulunan bir arkadaşıma da sorarak onu o kişi olduğunu söylemesi üzerine, gittim yanına oturdum, Bana dikkatli dikkatli baktı, bende kendisine bana da bir çay söylemesini istedim. -Bana tedirgin bakarken, -Beni tanıyor musun dediğimde, hafif gülümseyerek dikkatli dikkatli beni süzdü ama özür dileyerek tanıyamadığını söyledi, Onun tanıyamaması da normal çünkü onu görmeyeli tam  65 yıl olmuştu. Kendimi tanıttığımda “Vay benim canım arkadaşım, bende seni hep sorup soruşturuyordum” diyerek birbirimize sarıldık. Eskileri anıları yad ettik.- “Seni asla unutmadım bana yaptıklarını asla unutamam da. Sen benim canım arkadaşımsın” diyerek her sözünde bana sarıldı. Korgun’da kaldığım üç gün boyunca beni hiç yalnız bırakmadı sağ olsun.

Peki o yıllarda “bit” sadece benim sıra arkadaşımda mı görülürdü. Hayır bütün sınıflarda temizliğine dikkat etmeyen bir çok öğrencide görünürdü. Aslında bit ülkemizin, Ekonomik, altyapı, hijyen, yani temizlik sorunuydu,

Yazımın konusunu şuraya getirmek istiyorum. 7-8 yaşlarında bir çocuğu sıradan ev işlerinde kullanırsan, hayvanlarının bakımlarına bu yavruyu görevlendirirsen, daha da olmadı küçük kardeşlerinin de bakıcılığını da ona yüklersen, bu yaşlarda bu çocuktan ne beklersin ki. Üvey ana dehşeti değil ama üvey baba dehşeti diyebiliriz. Tabi o çağlarda.

İki torunum var Emre 30, Umut ise 25 yaşlarında ayrıca İlk okula giden mahallemdeki bazı çocuklara da sordum, Bit gören var mı diye inanın “Bit” nasıl bir yaratıktır, yani hayvan mıdır böcek midir, billahi bilen yok. Dediğim gibi pek siyasetten anlamam ama Ülkemin gelinin noktasını görün, nereden nereye geldik.

Hani bir söz vardır “Bit yiğitte, pire itte bulunur” diye, aslında bu söz garip gurabanın kendini topluma kabul ettirme sözünden başka bir şey değil.

Bir anımı yazdım, bazıları da bana ne senin anılarından diyenler olabilir, Fakat anlayana çok şey katar, anlamayana zaten bir sözüm olmaz…

Görüşmek üzere, sağlıklı ve huzurlu kalın.


Necati KESKİN

01 Haziran 2026

 

Bu yazı 144 defa okunmuştur.