Necati Keskin

Necati Keskin


Asker Mektubunun Yazılış Öyküsü

14 Ağustos 2025 - 22:24 - Güncelleme: 15 Ağustos 2025 - 08:39

Asker Mektubunun Yazılış Öyküsü

Yine anılarımızdan ve  ibretlik geçmiş bir olayı paylaşmak istiyorum,

1950 ile 70 li yıllara kadar askere giden yakınlarımıza haberleşmenin tek aracısı mektuplaşmak, İlk defa askere gidenler bir buçuk iki ay kadar önce askerliğinin nerede yapacağını bildiren pusulası gelir ve belirtilen tarihte de bulunduğu askerlik şubesinden yolculuk belgesini “Sülüs” alarak yani o yıllarda bu günkü gibi herkes istediği vasıta ile gitmesi gibi bir imkanı hem yoktu, hem ekonomik şartlara haiz olmadığı gibi birde ülkenin her yerine ulaşım olmadığından  tüm askeri sevkler trenle gönderilirdi..

Silahlı Kuvvetler, yaşı gelen asker adaylarını iki devre halinde alırlardı. Onun için mesala bizim Korgun’da  bir devrede as az 20 -30 kadar askere gidecek olan  asker adayı çıkardı ki Bütün Çankırı ve havalisi belirlenen günrde tren istasyonları askerler ve yakınları tarafından ana baba günü gibiydi. Hani “mahşeri kalabalık” derler ya öylebir gün yaşardı  tren istasyonları.

Asker adaylarının sevk günü geldiğinde o mahşeri kalabalık birde trenin gelme saatinde trende yer kapma, rahat oturma sevdasında, Tren gelir gelmez herkeste bir telaş, bu telaş asker yolcusunu yolcu etmek için, trene binen asker adayları 20-25 dakika sonra da o kara tren dediğimizin makinisti artık hafif, hafif hareket ettiğinde bir ayrılık düdüğü çalar ki, uğurlayıcılarının gözlerinden akan yaş sel olurdu..

Rahmetlie Abim Yüksel’inde Asker uğurlamasına gitmiştim tabii bu bir anı bu unutulur gibi değil, Yani bir de askerlik hizmetini ifa edenlerin de askerden sonra, askerlik anılarının başında bulunduğu yöreden trene binmesi ile başlar,

Birde askere gidenin haberi ancak bir kaç ay sonra acemi birliğinden mektup yazma izni verdiklerinde adresi o zaman belli olur, Mektup zarfının kenarına “Er mektubu görülmüştür” damgasından anlaşılır ki ona göre zarf üzerindeki adresine mektup yazabilirsin,

Yukarıda anlattıklarım sadece, şu an benim akranlarım olan 70 -80  yaşlarında olanlar için daha bizlerden 15 -20 sene öncesi askerlik yapanların anılarını dinlediğimde bu ülke nereden nereye gelmiş diyerek hayıflanırsınız. Çok şükür bu günlere getirenlere.

Konuyu dağıtmadan girmek istiyorum, gelelim “asker muktubu nasıl yazılır öyküsüne” abimin askerliği o zaman 24 ay yapmıştı. Askere uğurladığımızın yaklaşık 8 inci aylarıydı, abimden mektup gelmiş, babam ona cevap yazmak için beni bulamadığından, Büyük cami önlerinden avare avare gezen rahmetli can kardeşim rahmetli Ömer Oğuz’u yakalamış, Ona “Dükkana gel de Yüksel’e mektup yazdıracağım” demiş ve hemen eline kalem ve kâğıt tutuşturmuş ve “Ben ne söylersem onu yaz” demiş.

Rahmetli babam 1900 d.lu ve o yılların öğrencileri, tabi hep Osmanlıca eğitim görmüş yazılarıda hep Osmanlıca yazardı şimdiki gibi Türkçe yazısı yok denecek kadar azdı. Fakat bazı kelimeleri de Osmanlı diliyle konuşurdu o kelimeleri bir türlü dilinden söküp atamadı.

Mektuba babam “Sevgili mahdumum” diye başladığında Ömer onu düzelterek “Sevgili oğlum” “Valideniz sağlık sıhhati iyi” dediğinde yine onu “Anneniz” olarak düzeltmiş, “Komşu teyzeniz ve kerimesi Naime’nin de  selamları var” dediğinde “teyzenizin kızı olan Naime aplanız” diye çevirmiş, Türkçeye girmiş daha bır çok Osmanlıca ve Farsça kelimeleri Rahmetli Ömer’im o kelimeleri Türkçe yazmış ve aslında doğru olanı da yapmış, Bu arada Ortaokul Türkçe öğretmenimiz Laz oğlu dediğimiz Hasan Öztürk hocada bakkala gelmiş mektubun bitmesini beklemiş,

Nihayetinde mektubu bitirmiş, babam hele bir oku bakalım demiş, Tabi Ömer’im mektubu okuyor ama babamın yazdırdığı o Osmanlıca kelimelerin yerine Türkçe olarak yazılmış ve öyle okumuş “ben ne söylersem onu yaz” kuralına uymadığından babam Ömer’e çok sinirleniyor, “Senin yazacağın mektubun da, seni okutan hocanın da ağzına s...yım, ağzına s..tığım” deyerek yazdırdığı mektubu da elinden alıyor. Tabu bu arada Ömer’im dükkanden hemen sıvışıyor...

Sonradan öğrendik ki Ortaokul Türkçe öğretmenimiz Hasan bey hemen “hayırdır Osman ağa niçin sinirleniyorsun” der, “Mektup yazmayı bilmiyorlar birde bunlar Ortaokulu bitirecekler, ya hoca şu mektubu düzeltiver” diyerek tekrar mektubu yazdırmış ve gönderilmiş.

Tabi rahmetli babam Korgun’da bakkalık yaparak geçimini sağlayan ve veresiye defterlerini dahi Osmanlıca yazan, 1900 doğumlu olup Osmanlı’nın hüküm sürdüğü, okullarında verilen derslerin etkisinde kalmış  ve hala Osmanlı  kültürü devam ettiren yaşlılardandı.

Rahmetli Ömer’im babamdan laf açıldığında hemen bu hatırasını anlatırdı.

Şu an Rametli babam, abim Yüksel ve kardeşim gibi sevdiğim komşu Ömer’im de her üç’ü de rahmeti rahmana kavuştular. Onlarıın bu hatıraları beynimizden silinir gibi değil, Allah onları bol rahmetiyle mükafatlandırsın, mekanları cennet olsun.

Görüşmek dileğiyle hoşça kalın.


Necati Keskin


14 Ağustos 2025

Bu yazı 786 defa okunmuştur.