Toprak ve Su
Bu yazımın konusu tüm canlıların yaşamlarının sürmesi ve dengelerinin korunmasında, birisi olmazsa diğerin hükmü olmaz dediğimiz yüce Mevla’mızın bize bahşettiği en büyük nimetlerden birisidir “Toprak ve Su”…
Yediğimiz her lokma besin, bilinir ki dolaylı yollardan topraktan gelir. Tüm canlılara yuva olur ve doyurur, Toprağın birde yağmur sularını temizleyerek yeraltı su kaynaklarını oluşturur. Su’yu bize içilebilir hale getirir, Ayrıca doğadaki tüm organik atıkları kabul ederek yine tüm canlılara kusursuz bir filitre görevini üstlenir.
İnsanlar toprağa ne verirsen onu fazlasıyla alacağına müdahale edebilir, ancak toprağa ektiğinin ne zaman alacağı konusunda onun zamanına hükmedemez. Çünkü onunda beslenmeye ihtiyacı var.
Zamanın bilim adamları ülkemizde mevsimlerin normalin altında seyredeceği gibi mevsimlerinde zamanla değişim göstereceği, bundan böyle ülkemizde belirli bir kuraklığın hüküm süreceğini bundan 40 yıl önce bir yerlerden okumuştum. Ancak bu gibi şeylere inancım gereği pek inanmak istemedim..
Benim gibi yaşlılar genelde hep “bizim çocukluk ve gençlik yıllarında ki kışın yağan kar yolları kapatarak okullara gidemezdik ve büyüklerimiz tarafından okul yolları açılarak öğretim yapardık. Yani aralık aylarında başlayan kar yağışı ancak nisan aylarının son günlerine kadar sürerdi.” Dediklerine aynen doğru.
Aradan yıllar geçmesine rağmen hep o bilim adamlarının sözlerini hatırlarım ki zamanla ülkemizde mevsimlerde gerçekten bir değişim gösterdiğini, artık teknolojinin gelişmesine bağlımı, yoksa başka bilmediğimiz faktörlere mi bağlı son yıllarda kış günlerimiz eski kışlar gibi değil, keza yaz mevsimleride öyle ki bazen nerede ise bir bardak suya muhtaç duruma geliyoruz ki kuraklığın televizyon haberlerine de yansıdığında, barajlarda su seviyesi şu kadar kaldı, ki bu kadar düştü dedikçe, birde üstüne üstlük her gün bir yerde çıkan ormanlarımızın alev alev görüntüleri sanki ciğerlerimizi yakmıyor adeta bizi kavuruyor.
İşte böyle günlerde yıllar önce okuduğum bilim adamlarının o görüşlerini hep hatırlarım, demek ki bilim adamlarının görüşleri ile verilen raporlar gerçek. Yüce Mevla’m Zümer Suresi 9. Ayetinde “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak gerçek akıl ve idrâk sahipleri düşünüp ders çıkarırlar.” gibi daha bir çok ayette ilim konusuna yer vermektedir.
Bizler de her havanın bulutlarla kapladığında yağmur yağacak galiba diyerek gök gürleyip birde yağmur başladığında çok şükür Mevla’m diyerek yağmur’un tüm canlılara nasıl bir hayat verdiğini idrak ederek içimizi bir rahatlama ve huzur kaplıyor. Bu rahatlama birkaç dakika sonra yağmur suları sel olup gidiyor, Oysa yağmur meselesi yağan yağmur’a yani suyun bolluğu meselesi değildir. Asıl mesele, yere düşen yağmur suyundan acaba nasıl istifade edildiği veya nasıl koruduğumuzdur.
Youtuber bir kardeşimiz İran’ı tarihi yerlerini bizlere naklederken İran'ın en kurak noktasında yağmur yağdığında dağlardan ve sokaklardan gelen yağmur sularını yeraltında bir yerde toplayarak yazın en kurak döneminde bile kullanan tarihi çöl şehri Yazd şehrini gösterdi ki hayretler içerisinde kalmıştım İşte bu yerleşim yeri olan UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan bu kadim Yazd kenti, Yağan yağmur sularını bir merkezde birleştirerek çölün ortasında susuz kalmamak için dünyaca ünlü dahi mühendislik sistemleri binlerce yıl önce icat etmişler ki bizim de geleceğimiz için barajlarımız ve göletlerimiz çok önemli,
Bizim ülkemizde Ankara, İstanbul, İzmir, Bursa, Adana, Konya, Diyarbakır gibi daha büyük yerleşim yerlerindeki nüfusumuz ülkemiz nufusunun dörte üçünü barıdıran bu metropoller ile buralarda mevcut sanayi, üniversite, askeri birlikler ve büyüt tarım alanları su tüketiminin en büyük alanlarıdır. Tabiki bu şehirlerde nüfus artarken su kaynaklarının aynı oranda artmadığı gerçeğini görmek zorundayız.
Bu gün bir damla suyun kıymetini bilmemek, Allah esirgesin, yarın susuzlugun getireceği tüm tehlikelere razı olmak demektir. Evimize musluktan gelen suyun hele birde ana arterlerde arıza büyükse 10 veya 15 gün gelmediğini düşünün, artık başımıza kolera gibi daha bir çok hastalıkların musallat olacağından Allah korusun….
Yüce yaratıcı evreni yaratırken dengeli yaratmış, Bize gönderdiği Kur’anı Kerim’de “İkra” Oku diyor. İlim bilim sahibi olun, yıkmayın, yakmayın, kırmayın, doğayı tahrip etmeyin, ormanları konuyum, hiçbir canlıyı öldürmeyin.
Bizim ülkemizin toprağı verimli, dört mevsim her türlü meyvenin, sebzenin yetiştiği, üç yanı denizlerle çevrili, toprağın altı dersen her türlü madenlerlerle mevcut, Allah’ın bütün nimetleriyle dolu bir ülke nasip etmiş..
Yani kardeşim okullarda öğrencilere öğretmenler, ibadethanelerde vaizler, su tasarrufu konusunda bilgilerini öğretmek gerekir. Birkaç gün suyunuzun kesinldiğinde neler olabileceğini anlatılması insanların aydınlatılması lazım ki, su kesintisi olmadan tasarruf etmeyi öğrenememiz gerekir.
Bugün ülkemizde su sıkıntımız yok, barajlarımız yeterli düzeyde çok şükür ama yarın ne olacak bunuda düşünmek zorundayız.. Çünkü her damla su geçmiş nesillerden aldığımız ve gelecek nesillere aktaracağımız eşi bulunmaz yüce Rabbimizin bize emanet ettiği nimettir….
Görüşmek dileğiyle hoşça kalın.
Necati KESKİN
01 Eylül 2026

