Necati Keskin

Necati Keskin


Umuda Yolculuk

01 Şubat 2026 - 00:01 - Güncelleme: 01 Şubat 2026 - 09:14

Umuda Yolculuk

Yazımın başlığından anlaşılacağı üzere ülkemizde tüm insanların kendilerine göre içinde bulunduğu çaresizliği ve daha iyi bir yaşam arayışıyla çıktıkları  hayat yolculuklarını simgeleyen bir kavramdır “umuda yolculuk”

Bizim zamanımızdaki  yaşantımızı, şimdiki gençliğin yaşantılarındaki farkı iyi ve dürüstçe irdeleyin, irdeledikten sonra da lütfen nankörlük yapmayın ve geleceği  umutla bakın ki hayata da küsmeyin,

Ben hep geçmiş yılları ben torunlarıma anlattığımda, yani  dede sizde o yıllarda ki, yaşantınıza inanamıyorum, Çok zorlu bir hayat mücadelesinden bu günlere geldik, 1950-60 lı yıllarda şimdiki gibi bakkalların, marketlerin ve ihtiyaçların karşılayacak pazarların ancak nüfjusu kalabalık il ve ilçelerde bile nadir bulunurdu. Ancak bu gibi çoğu köyler, ihtiyaçları için çerçiciyi “Çerçici; köy, pazar vb. yerlerde dolaşarak ufak tefek tuhafiye, kırtasiye ev ihtiyaçı satan kimselerdir” beklerken, o zaman köy statüsünde olan ve 850 haneli  bizim Korgun’da birden fazla bakkal vardı ama bu belirli zaman dilimlerinde babam Osman Keskin’in kanaat bakkaliyesi, İsmail Kara’nın yine namıdiğer ‘Bismilliacı’ amcamın bakkalı, Mustafa Kansu’nun ağabeyimizin namıdiğer ‘Çırak’ ın bakkalı, Osman Göstaş’ın bakkali, Hikmet Balbay’ın bakkalı, bu bakkallar çarşı dediğimiz Büyük Cami etrafında, ayrıca birde okula yakınında Ören başı mahallesi olarak bildiğimiz yerde de Ali  Ursavaş amcamızın bakkalı vardı. Hepsine de rahmetler olsun.

Büyük caminin oralarda eski belediye binasının altında Rahmetli İbranim Ayhan ve oğlu Pehlül’ün abimizin kahvesiyle, Ömer Aygün namıdiğer ‘Güler’ amcanın kahveside şu an yol açılması sebebiyle yıkılmış durumda diğeri de şu anda Cemal ve Kemal Öğdü’nün evlerinin altında yine Rahmetli Kamil Öğdü ve oğlu Selahattin Öğdü’dün kahvehanesi vardı. Tabi ki o yıllarda cebinde çay parası olan, babasından, büyüklerinden çekinen gençler orada toplanırdık. Tabii bazı kahvelerde haber dinlemek için o tarihlerde cehiz sandığı kadar büyük lambalı diye tarif ettiğimiz bataryalı radyolar vardı, hemen her kahvede vardı ama radyo sadece haber saatinde yani saat yedi de TRT-Ankara haberlerinden başka açılmazdı. Saat yediye yaklaşınca “haber” ajans dinlemek üzere  halk kahvehaneye dolar.

Ajans başladığında sadece çay karıştıranların sesinden başka ses duyulmazdı, hani birde o yıllarda Türkiye’nin Kıprıs haberleri meşhurdu, Haberleri dinleyenler arasında mutlaka olmazsa olmazı Rahmetli birde Ahmet amcamız vardı, onunda namı diğer ‘Deli Ahmet’ derdik ajans bittikten sonra hep birlikte Ahmet amcamız orada bulunanlara radyoda ki ajansın ne demek istediğini açıklayıcı yorumlarıyle dinletirdi. Yani Ahmet amcamızın yorumunu dinlemeden kimse oradan ayrılmazdı.

Bakkallarda da halkın her ihtiyacını karşılayacak düzeyde mallar vardı. Ama şimdiki gibi çeşit yoktu, Şu an şimdi satılanların dışında, Zeytin yağı dediğimizde biz o yıllarda tek marka vardı oda ‘şılgın yağı, gaz yağı, her çeşit numaralı lambalar ve şişeleri, tenekeler içerisinde büsküvit kutuları, 100 gr.lık çay paketleri, toz ve kesme şekeri, ile akide şekeri gibi her türlü gıda maddeleri ile üçüncü, ikinci, birinci, bafra, bahar gelincik, gibi çeşitli sigaralar mevcuttu.

Bizim Korgun’da genelde aileler her hangi mesleği olmayanlar da genellikle hayvancılık ve çiftçilikle geçimini sağladıkları için ev ihtiyaçlarını karşılamak üzere yılın belli zamanları hariç kimsenin cebinde nakit para haklı olarak bulunmazdı, Ev ihtiyaçları çoğunlukta bakkallarda hep veresiye defterine yazılır, zaten bakkallar veresiye defterleri ile meşhurdur, Ovada bağ, bahçe işleri ile bitirildiği, harman zamanı da son bulunca borçlu olanların artık eline geçen para ile bakkal borcunu öderler, bazı vatandaşlarda yün, tiftik, yumurta ile hatta buğday, arpa, fiğ ile de de takas ederek borçlarını böyle bitirirlerdi.

Acil ihtiyaçlar için elinde parası olmayan evin hanımı çocuğunun cebine birkaç yumurta koyarak bakkala göndermek suretiyle bazı özel ihtiyaçları da bu şekilde karşılarlardı. Çocuklar o yıllarda  şeker, üzüm, leblebi gibi ihtiyaçları için ise kendi cebinde parası olmadığından izinli veya izinsiz kümesinden yumurta alarak bu ihtiyaçlarını giderirlerdi..

İlk okula başladığım 1953-54 lu yılların başları, O yıllarda kendi dünyamın sınırlarını Korgun ve Çankırı’ sınırları olarak bilirdim, yine o yıllarda ufuk çizgilerinden ötesi yoktu benim için ve yine o yıllar Korgun köyümün Çankırıya bağlı olduğunu sadece  ben ilkokul ikinci veya üçüncü sınıfta öğreniyordum.

Aslında yine eskilere dönmek değilde amacım konuyu şuraya getirmek istiyorum, bu zamanın ‘Z’ kuşağı diye adlandırdığımız gençlere bakıyorum’da biz onların yaşadığı hayatın onda birini yaşayamadık, çünkü her aile yazlık ve kışlık yiyeceklerini kendi bahçesinden, tarlasından kaldırdığı buğday, arpa gibi tahıllardan ve evinde besteliği ineğinden elde ettiği süt, yoğurt, peynir ve tereyağı gibi bu ihtiyaçları dışında bir şeyler alınmazdı. Onun için bizim nesil türlü türlüi yemekller ve tatlılar yiyemedik, pastanın ismini bile duymadık, sabah kahvatısını tarhana çorbasından başka tatmadık, Tereyağını şimdiki gibi ekmeğimizi üzerine sürüp bol bol yiyemedik, zeytinin tadına bile erişemedik, yaz boyu yalın ayak gezip kışın soğuk kuyu dediğimiz lastik ayakkabı dışında bir kere bot tipi ayakkıbımız ile takım  elbisemiz hele hiç  olmadı, hatta giydiğimiz çeketi bile ters çevirttirip giyerdik, pantolanlarımız hani kırk yama derler ya, bizde eskiyen veya yırtılan yerleri annemiz tarafından yama yapılarak mecburen giyerdik, Yamalıklı giymemizden utanmazdık çünkü bütün çocuklarda böyleydi.

Okula gittiğimizde kitaplarımızı bir üst sınıftaki öğrencelirin kataplarını kullanırdık, biraz mali durumu iyi olanlar İlk ve Ortaokuldan sonra Çankırı’ya Lise veya Sanat okuluna giderlerdi. Onlarla da gıpta ederdik, Lise’ye gidinçeye kadar rahmetli abim kendi saatini benim koluma taktığında dünya benim oldu,

Şimdi bu yazımı okuyan hani “Z” kuşağı dediğimiz gençlerle arada konuşuyorum, onlara geçmiş yılları anlatıyorumda vardığım sonuç ise gerçekten doyumsuzlar, Biz ve emsallerim dediğim gibi şimdi gençlerin bizler onda birini dahi yaşayamadık, 60 -70 senedir bu ülke bize göre çok modern ve büyük değişime uğradı,

Daha babamların veya dedemlerin yaşadıklarını anlatmıyorum, O rahmetlilerd bu dünyaya bir gelmişler o yıllarda yaş ortalaması 45 - 50, ne hastane bilirler ne doktor bililirler, herkes benim kaderim böyleymiş diyerek kendilerini Takdir-i İlahiye’nin mukadderatına bırakrak inançlarıyle rahmeti Rahmana kavuşmuşlar.

Şimdi ise kader yolculuğundan, Umuda yolculuk yapıyoruz.

İhşallah sonumuz hayrolsun, Hoşça kalın, sağlıklı kalın….


Necati Keskin

01 Şubat 2026





 

Bu yazı 313 defa okunmuştur.