Necati Keskin

Necati Keskin


Sokak Çocukları

15 Temmuz 2025 - 00:00 - Güncelleme: 15 Temmuz 2025 - 08:59

Sokak Çocukları

Ülkemizin yıllardır kanayan yarası “Sokak Çocukları”

Ülkemizin kanayan yarası olarak konu aldığım ve evlerini terk eden yavrularımız  hakkında, çoktandır da yazmayı bu çocukların sorunlarını dile getirmeyi çok arzu ediyordum. Konu çok önemli olduğu bilinen bir gerçek, bu yavrular bizim ve ülkemizin geleceği gibi halen küçük yaşta sokaklarda çalışan ya da ailesinden kopartılarak sokakları yaşam alanı bilen çocukların sayısı giderek artmaktadır.

Ancak benim bazı gözlemlerime ve düşünceme göre, o yavrularımızın hemen yüzde altmışı, ikinci eş olarak alınan”üvey ana” dan kaynaklandığı, diğer bir kısım ise ailenin maddi imkanlarının yetersizliği ve ailede çocuklardan esirgenen sevgisizlik ile babaların basiretsizliği sonucu bu sorunlar meydana gelmektedir.

Bu konuları yazarken bu yaşı küçük yavrularımızın hangi sorununu yazayım, Çocukların yaşadıklarını yazıp sizi  de konu hakkında germek istemem ama sokağa terk edilen çocukların yaşadıklarını az çok herkes biliyor, sokakta yaşayan veya küçük,yaşta çalıştırılan çocuklar çalıştırıldıkları yerlerde her türlü  istismara, sömürüye maruz kalan, ailesiyle olan bağları tamamen kopmuş, hiçbir ortamda kendilerini koruyamayan çocuklardır. Bu yavrularımız küçük yaşta uyuşturucu, tiner ve sigara gibi alışkanlıklarının yanı sıra ahlaki boyutta ne hale geldikleri hepimizin malumu. Sonuç olarak sokakta yaşamak zorunda bırakılan çocuklar, değişik çetelerinin hedefi haline geliyor, böylelikle onları ya uyuşturucu satışına, ya da başka değişik suça yönlendiriliyor.

Bu yavrularımızın sokaklardaki haberleri yürek burkuyor. Büyük şehirlerin caddelerine, sokaklarına yığılmış gençlerin haberleri insanı kahrediyor. Okul önlerinde her türlü uyuşturucu satıldığını duyan Eski İçişleri Bakanı’nın emniyet güçlerine önerisi, “satıcıların bacaklarının kırın” sözünü  onaylamıyorum ama küçük çocukları bu uyuşturucu bataklığına atanlara da sayın Bakanın sözlerini onaylıyor, az bile diyorum.

Yani sizin anlayacağınız bu çocukların durumu içler acısı, Allah bu durumda olan yavrularımıza yardım etsin Devletimiz bu konuda çok hassas  olduğunu biliyoruz, fakat her sokağa atılan çocuklarıda devlet himayesine alacaktır diye şart yok. Ancak devletimizin yapacağı, bu konunun önemi hakkında annelere gerekli eğitimin verilmesi şart.  İnsanlar sokakta boş gezen kedi ve köpeklerin bile bakımlarını üstleniyor da, masum,  günahsız bu yavruları sokağa atanların, vicdan ve merhametinden,  edep ve onurundan bu kadar mı yoksun olurlar..

Birde madalyonun diğer tarafında her şeyden habersiz olduğunu vurgulayan  annelere ve babalara  şunu demek istiyorum. İnsanız sonuçta, ne yazık ki hayat bazen bize çok acımasız davranıyor böylelikle ne yaparsam yapayım talihsizlikler peşini bırakmıyor, Mesela; Eşinizle anlaşarak mutlu bir yuva kurmaya çalıştınız, bir zaman sonra mutlu yuvanızı perçinlemek üzere çocuklarınız da oldu, Talihsizlik bu ya, eşiniz rahatsızlandı yatalak oldu, veya vefat etti, yahut uyum sağlayamadınız eşinizle medeni bir şekilde  ayrıldınız, Bir tek ayrılan siz değilsiniz tabi, hayatınızın geleceği için ve yeni bir düzen kurmak üzere evlendiniz. Eşiniz olacak size evlenirken çocuklarınızın ve sizin geleceğiniz hakkında eminim ki mutlaka anlaşma sağladınız.

Aradan geçen zaman içerisinde eşinizin çocuklarınıza davranışları, bakımları hakkında bilginiz olmuştur sanırım. Şimdi bu yavrular sokağa atılırken, bir baba bu kadar mı vurdum duymaz olur, bu kadar mı duygusuz olur,  Ayrıca  yeni evlendiği eşinin analık duygusu, diğer taraftan babalık duygusu bu kadar mı merhametsiz ve vicdansız olur, Bu duyguyu ne insanlıkla, ne de din ve iman ile bağdaştırabilirim,  bunu her iki taraf için de söylemek zorunda kalıyorum, çocuklar masum yahu, onlara ikinci hanımım istemedi diye sokağa terk edecek kadar merhaletsiz ve duygusuz insan olamaz. Böyle eşine ve çocuklarına kaygısız, duygusuz kalmanın çocuklara verdiği psikolojik baskının sonuçları nelere mal olduğunu görüyoruz. Böyle eşlere ben ne söyleyebilirim,  kötüler hep mi ön planda olur.

Yine çok uzun yazıyorsunuz diye kızmayın bana, Bu konu açıldı da arkadaşlarımız ve dostlarımızdan bazılarına ders olur diye kendi yaşadıklarımdan bir alıntıyı anlatmak istiyorum.

Rahmetli abim Yüksel’in annesi 6 aylıkken sebebi bilenmeyen bir rahatsızlıktan ötürü genç yaşta vefat etmiş, Rahmetli annem de Korgun ilçesi Ildızım köyünde 17 yaşlarında iken babası’da Balkan savaşı bitiminde köyüne dönüp bir iki ay içerisinde vefat ediyor, Annesi ile birlikte yaşamını sürdürürken Ildızım köyünden Korgun’a gelin gelmiş, evliliklerinin birinci yılında bir oğlu olmuş,  evliliklerinin üçüncü yılında eşi de bilinmeyen bir rahatsızlıktan ötürü ani vefat etmiş, talihsizlik bu ya, aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama 1,5 yaşında ki oğlu da ani vefatı üzerine, zaten çok fakir olan aileye annemin de yük olmaması için onu tekrar köyüne annesinin yanına geri gönderiyorlar, Bir tesadüf ki, bu olay abimin annesinin vefat ettiği tam o aylara denk geliyor ve babam 6 aylık yetim kalan abime annelik yapsın, sütünden istifade etsin diye annemle evleniyor. Annem onu emzirerek büyütüyor ve ben doğuyorum, Abimle benim aramda zaten 1,5 yıllık gibi fark var..

Konuyu şuraya getireceğim ben ve abim ilk okula başladık, okulu bitirdik, bazen sokakta bize soruyorlardı, “sen kimin oğlusun” dediklerinde birde filancanın oğluyuz dediğimizde, hemen ya abimin annesini veya benim annemin ismini vererek “hanginiz …… ondan mı”  diye sorguya tuttukları oluyordu.  demek ki bizde 13 veya 14 yaşlarındayız, artık ağızdan ağıza dolaşan ve kulağımıza gelen dedikodular bizi rahatsız etmeye başlayınca artık annem babamla konuşmuşlar ki, bir iki gün sonra rahmetli annem gerçeği abime anlatıyor. 

Yani nasıl anlatayım, ben ve abim şok olduk şok. Çünkü biz 14 yaşımıza kadar öz ve üvey’in ne olduğunu bile bilmedik.

Fakat şunu da söylemeden geçemeyeceğim, Bu gün dünya yarın ahret derler ya hani 79 yaşımıza geldim rahmetli anneciğim nur gölünde yatsın bir kere olsun, benim ve abim arasında bilerek ayrım  yaptığına yemin ederim ki şahit olmadım. Hatta ona benden daha çok özen gösterdiklerini de fark ederdim ama benim büyüğüm diyerek ona yapılana saygı gösterirdim.

Rahmetli annem son on yılını Safranbolu’daki evimde geçirdi. Bu zaman içerisinde  bir kere olsun, abimden şikayetini duymadım, Yani biz 14 yaşımıza kadar öz ve üvey ’in ne olduğunu bile bilmedik. Canım abim rahmetli oldu ama bizler belli bir yaşa geldik ve bu zamana kadar da bir aile gibi yaşamımızı sürdürdük, aile olarak torun çocuklarına kadar genişledik, Yüce Mevla’m dirliğimizi ve birliğimizi bozmasın biz yine bir tek aile gibiyiz ...

Ama bi hakkını da teslim etmem gerekir. Bu benim görüş ve düşüncem, Abim de anneme karşı sevgide asla kusur etmedi, Ona üvey ana gözü ile asla bakmadı.

Konuyu nereden nereye getirdik.

Allah herkese hayırlı eş’ler ve hayırlı evlatlar versin, Allah herkesi çoluğuyla çocuğuyla yuvasında mutlu etsin, Görüşmek dileğiyle hoşça kalın sağlıklı kalın..


Necati Keskin

atay1348@gmail.com


14 Temmuz 2025

Bu yazı 513 defa okunmuştur.