Atalarımın Özlü Sözleri
Bu gün babalar günü. Bu yazıyı babalar günü için hazırladım, Ama sadece babam için yazmıyorum, aslında babam gibi olan amcalarım ve abilerim için hazırladım, Onların, çocuklarının ve torunlarının tüm babaların babalar gününü kutluyorum. Rahmeti Rahmana kavuşan tüm babalarında Allah’ın bol rahmetini diliyorum, mekanları cennet olsun, kabirlerinde nur içinde yatsınrlar, Ruhları şad olsun….
Bu yazımı beğenmeyenler olabilir, Ama bizim Türk toplumunun bir zaafı, evlatlarının değerini, onları yitirdikten sonra kavrayabilmesidir. Yaşamı mücadele içinde geçen insanlarımız hakkındaki muhasebeyi sadece musalla taşında yapabiliyoruz. Kaybımızın büyüklüğünü, bu değerlerimizi yitirdikten sonra daha iyi anladığımıza inanıyorum.
Yazıma başlamadan önce peşinen şunu size arz edeyim ki birinci bölümde da adı geçen tüm büyüklerim bu gün rahmeti rahmana kavuşmuş Korgun’umuzun çok değerli insanları.
Önemli olan, insanın etrafında, yaşadığı çevrede hayırla anılmasıdır.
Herkes bilir ki, “Mahkeme kadıya mülk değildir.”
Hepimiz bir kervandayız ve han misali bu meydanda bir süre oyalanacak ve bizde o yolun yolcusu olup gideceğiz.
Kimler geldi, kimler geçti bu handan. diyen Ömer Hayyam’ın şu dörtlüğünü çok beğenirim.
“Niceleri geldi neler istediler, Sonunda dünyayı bırakıp gittiler, Sen; hiç gitmeyecek gibisin değil mi? O gidenler de hep senin gibiydiler.”
Atalarımızın sözlerinden bahsederken onların hatıralarını hiç unutmadık, tekraren ruhları şad olsun inşallah.
Zamanında not aldığım ve kendilerine özgü sözlerinden ilham aldığım o kadar çok önemli tanıdık şahsiyetlerin hepsinin isimlerini burada zikretmek mümkün olmadığından, ikinci bölümde inşallah zaman fırsat verirse, ömrümüz de yeterse yayınlarız inşallah. Çünkü rahmeti rahmana kavuşan bu insanların kendilerine göre özlü sözleri söylemesi o kadar kolay, oysa anlamları o kadar derin ki…
Ancak; hayat şartları, yaşadıkları ortam, edinilen arkadaşlıklar, galiba kişinin karakterinin oluşmasında etken oluyor.
Aslında o devrin adamları hepsi kendi dallarında bilge adamlardı, O yıllarda ilkokul yüzü görenlere “mürekkep yalamış veya mektep görmüş,” derlerdi. Hakikaten öyleydi, o büyüklerimiz konuşurken sanki ağızlarından bal damlıyor, her sözü bizler için bir ibret vesikası ve bir Atasözüydü.
Tabi o yıllar derken l945- veya l960 lı yıllarda yaşamış olanlar bilirler halkın çoğu şimdikiler gibi kahvehanelere pek rağbet göstermezdi, çünkü birazda fakirliğin yanı sıra cepte metelik eksikliğinden olsa gerek, onlar ve bizim gibi kahvehanede oturmanın yaşı müsait olmayanlar içinde en iyi ortam “köy odalarıydı,”
Köy odasında bulunan dedelerimiz ve amcalarımızın kendilerine özgü sözleriyle, süslerdi konuşmalarını, ne demek istediğini dinleyenlere bırakırdı. Genelde onlar konuşurken diğerleri asla konuşmaz veya bir başkası konuşurken araya girmez, konuşmalarının doğruluğunu da kafalarıyla onaylardı.
Çünkü bu kişiler zamanın karakterli, edep ve ahlak sahibiydiler.
Bizim oralarda bir söz vardır “Her yiğidin bir yoğurt yemesi vardır” derler, anlayana doğru ve düzgün bir söz, bende Korgun’da rahmeti rahmana kavuşan saygın İnsanların kendilerine özgü sözlerini sizlere sunmak istedim. Yalnız beğenende bizden beğenmeyen de bizden onlara “selam” olsun..
Mesela o günlerde yaşayan ve özlü sözlerini hatırladıklarımı, Korgun’da yaşlı sayılan yakın akraba ve dostlarımızdan bana aktarılanları kendi duyduklarımı şöyle kağıda dökeyim dedim, fakat neredeyse kitap olacak nitelikte,
Bende içerisinden iki bölüm yaptım. İnşallah gelecek babalar gününde ikincisini de yayınlamak nasip olur diyerek bu konudaki yorurumlarınızı bekliyorum.
Birinci bölüm;
“ŞEVKET SİPAHİ” Osmanlı’nın son dönemlerinde Saray’da görev yapmış ve Osmanlı terbiyesi almış edep ve ahlak sahibi olan bu insan ise hiç kimseye küçültücü kelime kullandığı duyulmamış, ayrıca bir kişinin ismini kullanırken kesinlikle sonuna “Efendi” kelimesini ilave edermiş. Babamın bakkalına arada uğrar, ‘Nasılsınız Osman Efendi’ diyerek hal hatır etmeden gitmezdi. Ama sokakta kimi görse mutlaka hal hatır sorardı. Yine Korgun’da sayılı ailelerden birisi vefat etmişti, onun hakkında konuşurken ‘Onun ki ölüm değil, ölümle gelen ölümsüzlük’ dediğini o gün kayda almıştım. Hele bir gün camiönünde babamlarla siyaset konuşurken şunu söyledi. “Devleti idare etmek incelik ister Osman efendi, Devlet adamı her attığı adımın on metre ötesini görebilmektetir.” Diyerek devlet adamlığının ciddi ve ileri görüşlü olduğunu söylerken bu sözün büyüklüğünü siz tasavvur edin. Bu terbiye kendisinin gurur ve kibir abidesi olmadığını gösterir. İstanbul’da yaşamış ve Osmanlı terbiyesi almış bir devlet büyüğümüzdü. Sonsuz rahmetler dilerim..
“ŞEVKİ ÖZCAN” Korgun’numuzun medarı iftiharı hoca efendi Korgun ve köylerinde binlerce talebe yetiştiren çok muhterem ve saygı diğer hoca babamızdı. Rahmetlinin kendine özgü karakteristik bir özelliği vardı, Köy odasında mahalleli çocuklara Kuran sureleri ezberletirdi. Arada da ince ve zayıf yapılı elleriyle sert bir tokadını da yerdik. Bazı yaramaz çocuklar için ise “Zamane Veletleri” derdi. Bizim mahallenin oyun alanı onların harmandı. Tabi oyun oynarken birbirimize söylediğimiz sözleri hep küfürlü konuşmalardı. Tabi hocam evinde Kuran öğrenmeye gelen kız ve erkek talebeleri de bizim sesimizden ve konuşmalarımızdan rahatsız olduğundan dışarı çıkarak ”Hay Allah’tan korkmaz kuldan utanmazlar” derdi. Fakat bütün çocuklar ona saygı gösterirler, Ya oyun alanımızı değiştirir yada oyuna son verirdik. Onu bütün Korgun’lular sever ve ona saygı gösterirlerdi.
Rahmetli Şevki hocamız, babamı çok severdi, ayda birkere olsun akşamları gece oturmaya gelir, dini sohbetlerini dinlerdik, “Valla Osman efendi hem Türk, hemde Müslüman olmak medeniyete öncülük etmektir”. Yine bir keresinde “Bazı ilimler okuyarak öğrenilmez Osman efendi, Cenab-ı Allah’ın bazı insanın ilmini kalbine yansıtır.” Derdi. Babam da “Valla hacı efendi, bu Korgun’da sen Cennete gitmezsen hiç kimse gidemez onun için senden ricam oralarda beni unutma” derdi. Ve gülerek “Olur mu Osman efendi benim Cennete gideceğim ne malum” derdi. Mekanı cennettir inşallah.
“OSMAN KESKİN” Rahmetli babam’a ait Tevellüt: Hicri: 1316. Miladi: 1900 e denk geliyor doğum tarihi. Yani doğalı 125, yıl olmuş 25 Nisan 1975 vefat etti, tam tamına 50 yıl oluyor. Benim bile birisi 23 diğeri 28 yaşında torunum olduğuna göre, benimde 79 ü devirip 80 e yaklaştığım şu ölümlü dünyada babamı kalır?
Rahmetli babam da yerine göre konuşmasını çok iyi bilen bir adamdı.
Mükemmel bir Osmanlıcası vardı ve bütün defterlerini Osmanlıca yazardı. 16 yaşından 44 yaşına kadar 28 yıl İstanbul’a yaşamış, İstanbul terbiyesi almış ve bize karşı da bir o kadar hoş görülüydü Korgun’da 30 yıldan fazla bakkalıkla iştigal etmiş, bu arada 25 yıldan fazla da muhtarlık görevini ifa etmiş olması dolaysiyle İlk ve Ortaokul öğretmenlerinin manevi babası veya Osman amcasıydı, Okul saati bitiminde babamın dükkanında ispirto ocağında yaptığı kahveyi içmeyen öğretmen yoktur sanırım.
İlkokul öğretmeni olarak Korgun ilkokula atanan bir öğretmen, öğrencilerinden şikayet ederken “Yahu hoca samanlıkta iğne arama, hoş görülü ol” derdi.
Ziraat Bankası Kooperatifine bir memur atanmış, babama çok iyi bir insan olduğundan bahsediyor vatandaş, babam da herkese hemen güvenme demezdi de: “Hele ağır ol biraz, elinde her hıyar gördüğüne, bir avuç tuzla koşma” derdi.
Babamı kahvehanede öğretmenler tavla oyununda yenerek onu kızdırma yönüne giderlerdi. Babamda “Bizim buralarda hindi civcivini güzün sayarlar” diye esprili laflar ederdi.
“MARİYE ÇOŞKUN” Mariye Teyzemiz mahalle komşumuz, Okuma yazma bilmediği halde babasından öğrendiği hafızlık eğitimini tamamlamış, Sizlere belki İsmi biraz garip gelebilir ama her halde İsmini babası tarafından Hz. Ömer’ın kızı Mariye’den almış, çok muhterem bir hanım, edep ve ahlak sahibi bir komşumuzdu.
Onun hakkında anlatacağım çok anılar var ki ama, bir olayını anlatayım. Babası Çanakkale harbinde şehit düşmüş, şehitlik maaşı için oğlu Rahmetliler Mustafa Çoşkun hocamız ile Ziya Çoşkun abimizin bütün ısrarlarına rağmen “Benim babam şavaşı para ile yapmadı, onun parasını alıp da şehitliğine gölge düşüremem” diyerek, kimsesiz, yalnız yaşayan, çok fakir, yiyecek bir lokma ekmeğe muhtaç olmasına rağmen şehitlik maaşını almayan Mariye teyzemiz hayatı boyunca bir tek yeminli kelimesi veya sözü olmamış bir Allah dostu idi. “Karnının doymayacağı yerde açlığını belli etme” derdi. Mekanıı cennettir inşallah. Nurlar içinde yatsın..
“ALİ URSAVAŞ” Uzunaligilin lakaplı Ali Amcamız bana göre beyni beyin değil, o yıllara göre bir zeka küpüydü. Her sözünün altında kendine özgü sözleri vardı. Köy odasında veya babamın dükkanına gelip unutulmayacak ve ders alınacak çok konuşmalarına tanık olmuşumdur, “Benim öğretmenim Hüseyin beydi, onun bütün talebeleri devletin çok önemli yerlerinde” derdi. O zaman sayardı kimlerin nerelerde görev yaptığını.
Babamın bakkal dükkanı o yıllarda her yıl belirli aralıklarla soyguna uğrardı. Soygunu yapan bilinirdi. Ve Babamla Ali amcamız birbirleriyle konuşurken tahmini güçlüydü, “Bende ondan şüphe duyuyorum çünkü bozuk mayadan peynir olmaz.” Derdi. Yani onun zaten mayası bozuk demek isterdi. Hatta hırsızın arkadaşı karakolda şahitlik yapmış “Bozacının şahidi şıracılardır, birbirinin kuyruklarına basmamaya özen gösterirler” Yanlarından selam vermeden geçen kibirli ve sonradan görme birisi için “Geçmişini inkar edenler geleceğin hainidir” derdi.
“OSMAN KARADENİZ” Kınıcıgil ailesinden Kınacı lakabıyla ün salmış Osman amcamız sevilen ve saygı duyulan bir kişiliğe sahipti. Her hangi bir menfaat beklememeksizin koşan bu değerli büyüğümüzün bir veteriner bilgisine sahip Korgun’da hayvanları rahatsız olanların tek doktoruydu. Rahmetli Kınacı Osman amca cami önüne geldiğinde rahmetli babam “Kınacı, tuvalete gidip geleceğim hele bakkalda biraz otur ” diyerek onu akşama kadar beklettiği çok olmuştu. Halbuki babam kahvehaneye akşama kadar gelmezdi. Bir gün, ben bakkala geldiğimde Kınacı Osman amca “Lan oğlum baban tuvalete gideli üç saatten fazla oluyor git bak tuvalete düştü galiba” diye takılırdı.
Hayvan sever olmasından dolayı, hayvanlara eziyet edenlere de “Hayvandan farkı olmayan insan müsvettesi, Öküzlere öküz diyoruz ama Öküzlerden daha öküz olan insanlar var.” Derdi.
“ALİ ÜNLÜ” Mesutgil ailesinin nur yüzlü namı diğer “Mesut Alisi” denilen dedemiz bir gün torunu olan Rahmetli Muharrem Ünlü tarafından inek çobanlığı yaparken kısa bir uykuya dalması ile ineklerin yabancı bir ekin yığınına girdiğini öğrendiğinde, o sabah sağdığı bütün süt kovalarını yığın sahibine götürerek hakkını helal etmesini dileyen edep ve ahlak sahib bir insan, hiçbir zaman ağzından yeminli ne bir söz, nede kötü sözlü bir kelime duyulmamış en kızdığına bile sadece “Yezit” diyerek öfkesini yenermiş. Allah’ın sonsuz rahmetini dilerim.
“ARİF ÜNLÜ” Yukarıda bahsettiği “Ali Ünlü’nün iki evlatlarından “Arif ve İsmail Ünlü’den” bahsedecek olursak, babasından aldığı edep ve ahlakıyla dini terbiye ve eğitim ise kayınpederi olan meşhur Hafız Kamil efendiden alan “Arif Ünlü” hocamız Ahlat, Çukurören, Şıhlar, ile uzun yıllar Maruf köylerinde ve yine emekli oluncaya kadar da Korgun Büyük camide görev yapmış. Evi ile Büyük Cami arasında hayatı geçen babası gibi edep ve ahlak abidesi bir Allah dostuydu. Kayınpederim Rahmetli Muharrem Ünlü’nün amcasıdır ondan dinlemiştim. “Her insanla dertleşilmez, derdine deva olmayacak kimselere de yaralarını göstermenin bir anlamı yoktur” derdi. İsmini vermek istemediğim birisi Arif hocamın bir konuda yanlış yaptığını söylemesi üzerine hocamın verdiği cevaba bakın “Cebimdeki bozuk para senin kadar bozuk değil,” adamı mars ettiğini görmüştüm.
“İSMAİL ÜNLÜ” Diğer kardeşi ise benim de eşimden dolayı dedemiz olan saygın kişilik sahibi İsmail dedemiz 1928 -30 lu yıllarda Şeyh Sait isyanını bastırmakla görevli Silahlı Kuvvetlerde Çavuş rütbesiyle görev yapmış, sulh zamanlarda da askerlere dini bilgiler vererek imamlık yapmış, Askerlik dönüşü Korgun’da da Çavus takma ismiyle anılan ve çiftçilik yaparak hayatını kazanan ve çok çalışkanlığı ile bilinen sakin görünümlü ve ahlak sahibi insanlardandı. Evinde miskin miskin yatanlar için en güzel sözü ise “Karıncadan bile ders almayanlar, açlığa mahkumdur” derdi. ve Rahmetli ani sinirlenir ama pek belli etmezdi, en sonunda patlamaya hazır bomba gibiydi. Rahhmetli kayınpederim onun öfkesi için şu sözünü unutmam “Sabırlı insanların ağır ağır kabaran öfkeleri korkunç olur” derdi. “Babam da öyle sabrını ktaçırmamakt gerekir” derdi.
“KAMİL GÖK” Köy odasında Paşalıgilin Çanakkale gazisi olan amcamın da özlü sözlere pek çoktu, Kendisine özgü edep ve ahlak abidesi ve özel bir kişilik sahibiydi.
Bazen köy odasında özellikle gençlere terbiye ve dürüstlük konusunda uyarılar yaparken “Ahlâk bir sermayedir, onu yaşamak ta kârıdır” derdi. Savaş gibi konular açıldığında Çanakkale savaşına katılmış olarak “Siz ne söylerseniz söyleyin ama savaşın iyisi yoktur” veya “Yiğit adam intikam almak için yetiştirilmez. Sabretmekte yiğitliktir” derdi.
Mahalle odasındaki misafirleri ağırlama görevi hemen hemen tamamı Kamil amcamızın görevi gibiydi. Hatta getirdiği misafir yemeklerinden ona da buyun ettiklerinde şaka vari “Misafirin avanağı ev sahibi ağırlar” derdi.
“DİLAVER BALBAY” Eski Belediye Başkanlarımızdan ve Korgun’un kalkınmasına büyük emek veren ve Korgun Organize Sanayinin kurucularından olan ve Korgun halkının yanında çok saygın kişiliğe sahipti. Korgun’lu halkına sohbet ederken, yanında Korgun’u ziyaret için gelen Çankırı Milletvekili Nurettin Ok’a söylediği “Siyaset insanlara hizmet etme, gönül kazanma sanatıdır bu sözümü unutma.” Demişti. Korgun’a Belediye Başkanlığı döneminde yaptığı hizmetleri unutmuyoruz..
“İSMAİL AYHAN” Ayyangilin sülalesinden ve namı diğer Maraz amcamız da Çankırı civarında tanınmış meşhur ayakkabı, iskarpin, kurdura ustasıydı ayrıca Korgun’da tanınmış büyüklerimizdendi. Tatlı dili, nükteli konuşmaları ile sevilen simalardan birisiydi. İnsanları kendine yeni atanan Jandarma komutanının nasıl bir kişi olduğunu soruyorlar. Yani İsmail amcamız da lafazan adam “Karpuzun büyüklüğüne aldanma, ham mı, olmuş mu olduğunu kesmeyince anlayamazsın” derdi. Lafın büyüklüğüne bakar mısınız,
“ALİ KARADENİZ” Kınacığilin sülalesinden yukarıda bahsettiğim Osman Karadeniz’in oğlu ve 01.06.1960 - 17.04.1961 tarihinde Belediye Başkanlığı yapan çalışkan ve dürüst insana biz ona hep dayı diye hitap ederdik, Okumayı ve okutmayı severdi o rahmetli iyi bir inşaat ve çok kaliteli bir maragoz ustasıydı, Çalıştığı zeminin temiz olmasını ister ve her zaman “Kirli bir ortamda temiz iş yapamazsınönce orayı öncie temizlemek gerekir” diyerek çalıştığı ortamın temiz olmasını isterdi.. Rahmetli Ömer Oğuz ile bana“Kalem kılıçtan keskindir” ve “Cahille sakın tartışmayın” derdi.
“KAMİL BİLGİÇ” Kesedargil ailesinden çok muhterem abimiz, onunla birlikte çok özel günlerimiz geçti. Çaycuma’da beraber çalıştık, Bazen Kamil abim şu işi şöyle yapalım ne dersin dediğimde “Evladım tereciye tere satma”, Belediye’de bir işçi eşini boşayacağını söylediğinde ”Sakın ha!. Eşinin değerini onu kaybedince anlarsın” diyerek caydırmıştı. Kibirli ve kendini beğenmiş, sonradan görme olanları hiç mi hiç sevmezdi. “Kıçını altın yalakta yıkamış şerefsiz, guburundan dübürü yarılıyor” diyerek kızgınlığını ifade ederdi.
Bende bazen rahmetlinin sevmediği işleri yaptığımda “Oğlum bak, azan kurda kızan köpek lazım” derdi. Ve beni ve eşimi kendi kardeşi veya bir evladı gibi severdi. Bizde ailecek onu severdik. Çaycuma’da geçen günlerde evimizin neşesiydi. Mekan cennet olsun.
“MEHMET SELÇUK” Çakırgil ailesinin edep ve terbiye abidesi abimizle konuşurken bizim gençlik yıllarımızdı. Onunla böyle sohbet ederken “Gençlikte şehvetten, yaşlılıkta şöhretten kaçınacaksın.” Derdi, ve çok mütevazi bir insandı. Ama pek yaşlılığı görmeden genç yaşta rahmetli oldu. Mekanı cennet olsun.
“YUNUS YILDIZ” Camgözgil sülalesinden amcamız ise Kurtuluş, Çanakkale savaşlarına bizzat katılarak, cephede 8 yıl kahramanca çarpışan amcamız, çarşı İzninden dönüşü her nasılsa kayda geçmediği tespit edildiği gerekçesiyle gazi maaşını alamadığı, bu yüzden de hayatı boyunca çok üzgün olan, bu memleketin kurtuluşu için 8 yıl bizzat göğüs göğüse süngü takarak, savaşarak en uzun askeri hizmette bulunan kahraman Yunus amcamız “Savaşta geri hizmette olanlar bile gazi maaşı aldı ama bütün savaşlara katıldım ve süngü takarak göğüs gögüse yıllarca savaştım ama bana kısmet olmadı, Parayla savaştı demesinler, Beni Cena-ı Allah takdir etsin” diyerek ve haklı davasında her daim üzüntüsünü bildirmiş muhterem bir gazimizdi…
“MUZTAFA SAPMAZ” Sarımehmetgil’den ve Ankara’da ikamet edip Ankara’daki hemşerilerimizin “Hoca” lakabı ile tanındığı nüktedan ve şakacı Mustafa amcamız ise birisine kızdığını ifade etmek için şaka yollu “Davar oğlu davar” diyerek o şahsa hafif de olsa öfkesini ifade ederdi.
“BAYRAM KARABULUT” Karabucutgilden sevgili tonton amcamız Fazla kiloları ile başı dertte olan bir amcamızdı, Oturduğu her yerde uyuyarak sesli horlamasıyla meşhurdu. Çok şakacı ve nüktedan bir yapıya sahipti. Karşısındaki ile konuşurken espri yapmayı severdi. Onun en güzel meşhur sözü ise “İnsan olmak kuruş ile değil duruş ile belirlenir” derdi.
“ARİF HASTÜRK” Amcamız babamın çok samimi dostlarındandı. Namaz ve ibadet konusunda babama arada sırada kızardı. Hatta bir gün Öğle namasından çıkap bakkala girerek babama “En büyük kabristan insanoğlunun kalbidir. Fakat senin kalbinin dürüstlüğüne inanıyorum, minarenin dibindesin be adam, utan biraz” derdi rahmetli.
“ABDULLAH KARTAL” Kımırgil ailesinden ve Kartal Gazozlarının’ sahibi, Muhterem baba dostu büyüğümüz fazla sigara kullanmaktan bu dünyayı erken terk edenlerden, ailecek onu çok sever ve sayardık ve gerçek bir baba dostuydu. Babam un ticareti yapan Ethem Işıkla ağız dalaşı yapanken babamın yanında yer almış ve Ethem Işık’a “Ağzından çıkanı kulağın duysun, ağzını topla, yoksa ben kötü dağıtacağım bir daha toplayamazsın” demişti.
“HASAN KAYMAK” Kaymakçıgil ailesinden Hasan amcamız ramazan aylarında babama şaka yollu takılmayı seven baba dostumuzdu, Rahatsbız olduğunu söylediklerinde kendisini ziyaretine gittiğimde bana “O dürzü baban öbür taraftan galiba beni istiyor, Ayaklarımı diredim ama ne zaman buluşuruz bilemem” demişti. Aradan 20 gün sonra vefat ettiğini duymuştum. Rahmetler olsun.
“MUSTAFA AYDENİZ” Korgun Tapulama Müdürlüğü elemanlarının unutulmayan abisi, Korgun Tapulaması için çalışkanlığı ile tanınan tapulama çalışmaları bitirilinceye kadar bilirkişi hizmeti sunan rahmetli Muhtarımız, saygı değer abimiz, beni bu teşkilatta çalıştığımdan ötürü çok sever ve anılarını anlatırdı. “Elbet bir günde bizim hizmetimizi takdir eden bulunur, Biz bu hizmetleri para için değil Korgun’a hizmet için yapıyoruz” derdi. Gerçekten Korgun’a bu konuda hizmeti çok fazla idi. Sonsuz rahmetler diliyorum.
“DELİ AHMET” İğdeli mahallesinde soy ismini hatırlayamadım, Bizim Anadolu’da deli lakabıyla anılanlara genelde doğru söyleyen yamuk yapmayan insanlara deli derlerdi. İşte Ahmet amcamız da radyoda haberleri dinler ve Cami önünde ihtiyar amcalara da radyo haberlerini kendine göre yorumlarını anlatırdı. Bazen kendine özgü özlü sözleri vardı rahmetlinin Kötülük yapan kötülüğünün cezasını mutlaka görür demezdi de: “Arı sokar kendi ölür” derdi. Bazıların ne yaptığını bilinmediğini anlatmak için “Karanlıkta göz kırpma yavru” derdi.
“MAHMUT KARAAHMETOĞLU” Korgun’da uzun yıllar postacılık görevini yapan PTT görevlisi Postacı lakaplı Rahmetli abimiz çok çalışkan ve çok zeki bir insandı. Cami önünde muhabbet ederken, fakir ve zengin ayrımı için su sözünü unutmam “Fakir ve yoksul kaldığın için umudunu yitirme, dünyayı var eden mutlak senide bir gün görür” derdi..
“SEYDİ TÜKNMEZ” Korgun’a gittiğim zamanlarda kahvehane bahçelerinde kendisiyle beraber olmaktan onur duyduğum Seydi abimiz ise bir başka değerdi. Kahvehanedeki muhabbetine doyum olmazdı, Abi bu oyunu nasıl aldın diye sorduklarında “Yooo!.. Ağam herkese sır verilmez, ne demişler, soğanın zarını yeme, sırrını karına bile deme demişler” derdi.
“OSMAN ARIN” Ankara Hacı Bayram’da kitapçı ve bana çok yardımı dokunan sevgili rahmetli abimizde fakir ve zengin ayrımı yaparken her gün gelen zamlara kızardı “Fakir tezek yakmaya başlarsa b.ka bile zam geliyor." derdi. Ankara’da okurken bana yıllarca kredi veren bankamdı. Allah’ın sonsuz rahmetini dilerim.
“HASAN SAKA” Yusufhacıgilin Hasan amcamız Namı diğer “Şaltak Hasan” Korgun’un renkli simalarındandı. Babamın dükkanından sigara isterken “Oğlum bana bir paket avanak otu ver” derdi. Ve bunu sadece benim gibi avanaklar içer “Parasını el alır dumanını yel alır. Sakın ola ki sigaraya alışma evladım” derdi.
“ÖMER ÖNER” Davulcugil ailesinden muhterem abimiz, İstanbul’da iken aynı odada 6 ay kadar beraber kalmıştık çok nüktedan, şakacı ve unutamadığım insanlardan birisiydi rahmetli. Beni çok severdi ve bende onu kendi öz abim gibi sever ve saygı gösterirdim. Birisiyle münakaşa yaptığımda “Birisiyle sidik yarışı yapacaksan ondan fazla su içmen gerekir evlad” derdi.
“RECEP KOZAN” Korgun’lu gençlerin gerçek abisi, Tüm Korgun’lu gençlerde onun yeğeni, benimde çok sevdiğim Rahmetli abimizin “Lan yeğen nolacak bu Fenerbahçe’nin hali” diyerek beni kızdırmaya uğraşırdı, Kendisi kahvehane çalıştırdığından “abi iki tarafın camları açık cereyana kapılıp hasta olursun” dediğimde “acı patlıcanı kırağı çalmaz yeğenim” derdi.
Niçin yalan söyleyeyim. İnsanlara verdiğim güven ve değer, benimde bazı hatalar yapmama neden oldu. Çünkü: Artık devir, “Tilkiyle plan yapan, kurt ile avlanan, sonra oturup koyun ile yas tutanların”, devri olmuş..
İkinci bölümde görüşmek dileğiyle, sağlıklı ve huzurlu günler dilerim.
Necati KESKİN
Not : Benim hafızamda veya yıllardır yazdığım notlarımda bulunmayan Korgun’da adından çok söz ettiren kişilik sahibi olan ve benim hatırlayamadığım insanların kendilerine özgü sözleri veya yazdığım kişilerin eksik gördüğünüz sözlerini hatırlatmak amacıyla yorumda bulunmanızı rica ediyorum. Beğenip yorumda bulunan bütün hemşerilerime saygılar sunuyorum..

