Necati Keskin

Necati Keskin


Bir Lokma Ekmek

30 Haziran 2025 - 17:08 - Güncelleme: 01 Temmuz 2025 - 09:08

Bir Lokma Ekmek

İnsan zihni, yalnızca geçmişin anılarına değil, aynı zamanda geleceğin planlarına da bağlı olarak işler. İnsan zamanın değerlendirmesinde geçmişi yaşanmış olanı, gelecek ise yaşanmamış olanı temsil eder. İnsanlar geleceği bilemedikleri sadece tahmin üzerinden hüküm yürüttükleri gözlenir, Ben ise onun içindir ki hep yaşanmış olanı yazarım...

Bazı insanlar kendini diğer insanlardan daha akıllı zannederler. Böyle insanlar kendi iç dünyasında, tahmin edemediğimiz kadar lebi derya  barındırır; Onun bu düşüncesi, kendi iç dünyasında, zihninin derinliklerinde, unutulmuş anılar ve geleceğe dair büyük umutları yaşar.

Benimde çocukluğumdan itibaren 65 – 70 li yıllar geçmiş olabilir, hepimizin kendine özgü anılarınız vardır içimizde, yıllar yılları kovalasa da hiç unutamayız o anılarımızı, hatırladığımızda sanki o günleri yeniden yaşarız, bazen de dost sohbetlerinde bu anılarımızı yeniden yaşatırız, ne yazik ki zaman değişti, bizde yaşlandık ve kendimizi zamana uydurduk, o eski anılarımız önemi ama sadece kağıda döktüğümüz yazılarımızda kaldı ne yazık ki.

Bana göre artık eski anıların kıymetini idrak edenler azınlıkta, Çünkü geçmiş zaman, her şeyin en büyük öğretmenidir. Geçmişte yaşananlar, geleceğe dair umutlarımızı şekillendirir.

Bu vesileyle benim ve yaşıtlarımın geçmişte yaşadıklarım ile gördüklerimi hatırlatmak istedim.

Hep 70 -75 yıl öncesinimi anlatacaksınız demeyin, Çünkü bu ülkte bu duruma kolay gelmedi, o yıllarda insanlar kendi çapında ticarette, veya hayvancılık veya gücü kuvveti yerinde olanlar ise “Rençber” yani çiftçilikle iştigal ediyorlardı. Rençberlik ise zahmet çeken emekçi demek, bir nevi aslan’ın ağzında bulunan ekmeği alarak, eşi ve çocuklarıyla paylaşmak. İşte Anadolu’da ailelerin yüzde yetmişi gecesini gündüzüne katarak, devlatene yük olmadan, ter dökerek günlük nafakasını çıkarmaktır. Çiftçilikle uğraşan rençber’in bir tek amacı vardı. Oda sadece ama sadece “Bir Lokma Ekmek”  içindir.

Bu vesileyle emeğe saygısı olan, yediğimiz bir lokma ekmeğin öyküsünü bilmesi gerekir.

Anlatılmak isterilen öykümüz ise, yemek üzere bir diliminden ağzımıza aldığımız“Bir Lokma Ekmek” üzerinedir.

Ektiğimiz ekin’in tarladan soframıza gelinceye kadar verilen emeğin, alın terinin harcanın gücün, zahmetli bir yolculuğun ve helal kazancın öyküsüdür bu.

Benim anlattığım devir ise, traktör’ün çok lüks sayıldığı, biçerdöverlerin sadece Amerikan filmlerinde görüldüğü bir devirdi. Yani Karasabanla çiftçilik yapanların devri. İşte o yıllarda evinde bir ineği, bazı işlerde kullanılmak üzere eşeği, koşuma elverişli bir çift katırı veya manda öküzü olan aileler, Anadolu köylerinde durumu idare eden orta halli ailelerden sayılırlardı. Yalnız sadece rençberlik ile geçinen ailelerdi bunlar. Ekim ve Kasım aylarında, Evin aile reisi ve yanında varsa yetişkin oğlu, kızı veya eşi, sabah ezanıyla birlikte çarıklarını çekerek bu iki ay içerisinde sahip olduğu bütün tarlalarına ekinlerini ekip, kışın da bereketli geçmesini duasıyla yaradanına sığınarak  yaza kadar ektiklerinin olgunlaşmasını beklerler.

Artık yaz geldi, ekin başakları olgunluğa eriştiler, Temmuz ve Ağustos ayları artık, hani Anadolu’da “Irgatlık” zamanı. Orak, tırpan, gibi aletlerle yazın sıcağında, bin türlü meşakketlerle bütün tarlalarda ekinler biçilerek biçilen tarlada yığınlar öbek öbek yapılmış artık döven için harmana götürme hazırlıkları yapılır. Anadolu’da buna “harman zamanı” denir. Evimizin yol kenarında olması sebebiyle saban ezanınyla birlikte inanın kağnı gıcırtılarıyle uyanırdık. Yani sabah’ın erken saatlerinde ekin tarlalarında yığınlarını yükleyip yazı yolunda tozu dumana katan kağnıların gıcırtısından tanıdığımız ailelerin kağnılarını ssesinden bile tanırdık. Sabah 8 - 9 ve 10 çivarında Çatal yoldan itibaren yığın yapılanı tarladan yüklenen ekinlerini (Biz onlara “Sap” deriz) yüklemiş ağır ağır sanki mızıka alayı gibiydiler. Bu harman zamanı kağnı gıçırtılarının sesi ufka doğru uçarken, yol kenarında bulunan çeşme veya yol  boyunca dut ve badem ağaçlarının gölgelikleri ise sanki ırgatlıktan dönenlerin yorgun bedenleri ile koşuma girmiş tüm hayvanların  sanki bir dinlenme ve durak noktasıydı.

Sıcak bastırmadan tüm evlerin arka kısmında bulunan harman’a yığılırdı biçilen bütün ekinler.

Şimdi artık döven zamanı;

Harman yerinde oba oba yükselen ekin yığınları  sürülüp saman olacaklar, Ağustos sıcağında bir çift mandanın çektiği döven üstünde günlerce ezilerek saman  artık olup savrulacak, deneler esen yelle samandan ayrılacak. Yiyeceklerimizin nafakası, gözbebeğimiz olan başağı’dan ayrılan ekin deneleri ortaya çıkacaktır. (Bu ayrılan ekin denelerin tamamına da “çeç” deriz) Ekmeklik buğdayı, arpayı ve daha niceleri  evlerdeki ambarlara, bizim tabirimizle “herkil’e” taşımak üzere yoğun bir çalışma sürecinde tüm aile.

Bu arada börtü böcek ve kuşlar de nasibini alacaktır, bu uğurda terini emeğini veren rahmetlikler, verim iyi ise bir de  işleri hafifletmenin rahatlığını, keyfini yaşarlar.

Ekin’lerimizin artık ambar dediğimiz “Herkil’e” girdi Artık başka bir yolculuğa  çıkıncaya kadar bekletilir.

Bu yolculuğun adı da “Değirmen”

Diğer ekinler, eşeklere veya kağnı arabalarına yüklenerek Korgunda faal bulunan su değirmeni Hürrem ağanın değirmenine, Gerisi tüm ailenin kısmetidir “un” yapılacak, bir bölümde evde küçük el değirmenlerinde çekilerek “bulgur” yapılacak. Bir kısmı büyük kazanlarda kaynatılan buğday, toprak damlara kurutulmak için kilimlerin üzerine serilerek kurutulur, kurutulan buğday’a sıra gelmiştir ki mahalle komşularının yardımı ile “keşkeklik”  için dibek dövme faslına, bir kısmı bazı gariban komşulara, bir kısmı da mahalle odasına gelen misafirler için, diğer bir kısmı da mahalle çobanlarına ayrılmış. Geri kalan yine un ve bulgur’un bulunduğu kiler’e…

Yazı (Ova) dediğimiz bahçelerimiz de yetiştirdiğimiz erik, elma, armut  gibi meyvalardan ise genellikle kış gecelerin yiyeceği hoşaf için kurutulmuştur, Yazıda erikler toplanmış ve kaynatılarak pestiller hazır, yetişen mısır, fasulye, nohut kilerde yerini almıştır, ayrıca kilerde, domates, salatalık, kelek ve fasulye ile lahana turşuları kurulmuş, domatesten salça yapılmış, bağ bozumunda her türlü üzümden pekmez yapılarak evde küp içinde  sıralanmışlardır. sirke küpü ise mis gibi kokusuyla göreve hazır gibi.

Evde beslediğimiz ve yayladan dönen hayvanlarımızdan elde ettiğimi peyniri küpeciklere basıp ters döndürüp kuma gömdüğümüzde artık her şey hazır.

Kış mevsimine hoş geldin demenin zamanı, kiş mevsimi de artık kapıya da dayanmak üzere.

Bundan 60 – 70 yıl önceki yıllarda köylerde rençberlik bu şekilde devam ederken Bir lokma ekmek için emeği ve alın teri ile kazanılan helal lokma gerçeği bu.

Artık bir lokma ekmeğin bu toplumda saygının ifadesi olduğundan dolayı yeri özeldir.

Ama şimdi her şey otomatik, Tarlada traktörler, biçer döverler ve ekin harmana gelmeden patoz denilen aletlerle eskiden iki ikibuçuk ay süren ırgatlık bu gün iki güne indirgemiş olması itibariyle açlığımızı giderdiğimiz bir lokma ekmeğin kıymetini idrak edenler azınlıkta,

Rençberlik;”Terden beslenen çalışkan insanların muhanete muhtaç olmamak verdiği yaşam mücadelesidir”..

Umut “Bir lokma etmek” içindir,

Emeğe saygı, umut ve huzur kapısıdır,

Tekrar görüşmek dileğiyle hoşça kalın,


Necati KESKİN


30 Haziran 2025

Bu yazı 664 defa okunmuştur.