Rüstem Karadeniz

Rüstem Karadeniz


Çankırı Yanıyor

03 Haziran 2026 - 20:21 - Güncelleme: 03 Haziran 2026 - 20:35

"Toplumsal Çöküş: Çankırı Yanıyor, Temsilcileri Fotoğraf Çektiriyor"

Geçen hafta Çankırı'da bir intihar haberi daha düştü ekrana. Polis geldi, hastane üstüne düşeni yaptı, aile defin merasimini gerçekleştirdi. Birkaç satır haber çıktı. Hayat kaldığı yerden devam etti. Tam da böyle devam edecek.

Sayılar Yalan Söylemez, Ama Yetkililer Duymazdan Gelir TÜİK verilerine bakın.


Çankırı'da 2009 yılında yüz binde 2.77 olan kaba intihar hızı, 2024'te 7.89'a fırlamış. Son 15 yılın zirvesi. Türkiye ortalaması aynı yıl 5.22. Makas kapanmıyor, açılıyor. Ama meseleyi yalnızca intiharla çerçevelemek gerçeğin ancak bir köşesini görmektir.

Çankırı'da cinayetler artıyor. Adam öldürmeye teşebbüs vakaları artıyor. Yıllarca ortalaması bir cinayet olan bu şehirde 2023 yılında yaklaşık on cinayet yaşandı on. 2023- 2024- 2025 toplamı ise 18 cinayet 18.

Kimse saymadı, kimse sormadı. Bu üç başlık birbirinden bağımsız değil. İntihar da, cinayet de, şiddet de aynı zeminden besleniyor: ekonomik çaresizlik, işsizlik, uyuşturucu, aile çözülmesi, toplumsal umutsuzluk. Bunların tamamı bir toplumsal cinnetin alt başlıklarıdır. Ve bu cinnetin nedenlerini siyasi arenada dile getiren, Çankırı adına kürsüde soru soran, bu şehrin yükünü meclis gündemine taşıyan tek bir temsilci çıkmamıştır.


İktidardan da, muhalefetten de. Karne Ortada: 11 Yılda Çankırı İçin Tek Satır Yok Meclis kayıtları açık, herkesin erişimine açık. AKP'den Emin Akbaşoğlu, 11 yıldır Çankırı milletvekili. Grup Başkanvekili. Partisinin mecliste ikinci sırasında oturan isim.

TBMM'nin resmi sistemine göre bu dönem sicili şöyle: İlk imzacısı olduğu kanun teklifi sıfır. İmzasının bulunduğu kanun teklifi sıfır. Çankırı için verdiği yazılı soru önergesi sıfır. Meclis soruşturması önergesi sıfır. Meclis araştırması önergesi olarak imzasının bulunduğu sekiz önerge var; hiçbirinin konusu Çankırı değil.

Tek bir genel görüşme önergesi var; o da Srebrenitsa Soykırımı'nın unutturulmaması üzerine. Srebrenitsa acısı insanlığın ortak hafızasına aittir, kimse küçümseyemez. Ama sorarız: Peki ya Çankırı'nın acısı? On yılda bir kez bile "bu şehirde insanlar neden umudu kesiyor?" diye sormak mümkün değil miydi? Yatırım getirmekten söz etmiyoruz. Tek bir yazılı soru bile yeterdi. Yok. MHP'den Pelin Yılık'ta tablo daha da vahim. Bu dönemde ilk imzacısı olduğu kanun teklifi sıfır. Yazılı soru önergesi sıfır.


İmzası bulunan meclis araştırması önergeleri arasında Çankırı'ya dair tek bir satır yok. Arıcılık var, endemik bitkiler var, Konya Ovası'ndaki tarımsal kuraklık var. Çankırı yok. İki milletvekili, iki farklı parti, tek bir ortak payda: Bu şehir Ankara'da yok. Yerelde de Ses Yok: Parti Örgütleri de Teslim Olmuş Durumda Peki milletvekillerine hesap soracak, onları zorlayacak, "git Ankara'da bu şehrin sesini çıkar" diyecek kim var? Teoride parti il örgütleri bu işi yapmalı. Pratik çok farklı. AKP İl Başkanlığı, milletvekiline ne zaman son kez baskı kurdu? MHP İl Başkanlığı, Pelin Yılık'a "Çankırı için tek bir önerge bile vermedin, bu kabul edilemez" dedi mi? Hayır. Çünkü bu şehirdeki parti örgütleri de aynı fotoğraf kültürünün parçası; protokolde görünmek, açılışta yer almak, yukarıdan gelen direktifi uygulamak.

Bağımsız bir yerel irade, milletvekilini sorgulayan bir örgütsel refleks yok.

Muhalefete gelince, tablo ibret verici. CHP Çankırı, kendi il kongresini bile kavgasız yönetemeyen bir örgüttür. Kendi iç çekişmelerini aşamayan, delegesini bir araya getiremeyen bir yapının bu şehrin sorunlarına sahip çıkması, halkın beklentilerini Ankara'ya taşıması mümkün değildir. Üstelik bu tablo Çankırı'ya özgü de değil; CHP genel merkezinde yaşanan liderlik krizleri, genel başkan seçimindeki kargaşa, partinin ülke genelinde içine kapandığının göstergesidir.

Böyle bir muhalefetten Çankırı adına sistematik bir baskı beklemek hayaldir.


Belediye Başkanı belki bir çare bulacak ama o da yağan yağmurdan alt yapından kafasını pek kaldıramıyor Sonuç ortada: iktidar partisi örgütü milletvekilini sorgulayamıyor, muhalefet örgütü kendi kongresini yönetemiyor. Bu şehrin siyasi zemini baştan çürümüş durumda. Bürokrasi de Seyirci, Hem de Sessiz Bir Seyirci Suç yalnızca milletvekillerinde değil.

Bürokrasi de bu tablonun ortağıdır; hem de isteyerek. Bir il müdürü, bir kaymakam, bir kurum amiri kendi inisiyatifiyle harekete geçebilir. Raporlar hazırlayabilir, sorunları tespit edebilir, çözüm önerilerini üst makamlara iletebilir.

Bunu yapmak için milletvekilinin telefonunu açmasını beklemeye gerek yok.

Ama yapmıyor. Çünkü bu şehirde bürokrasinin refleksi bellidir: önüne gelen evrakı çevir, imzayı at, günü kapat. Öte yandan Ankara'ya ulaşmak isteyen bir vatandaş için durum içler acısıdır. Milletvekiline ulaşamazsın, ulaşsan da karşında ilgisizlik vardır. Bürokrasi kendi başına adım atmaz, siyasetçiye ihtiyaç duyar; siyasetçi ise şehri umursamaz. İkisi arasında sıkışan halk, devletle ancak bir şeyler patlayıp mahkemelik olduğunda yüz yüze gelir.


Diyanet bu şehirde ne yapıyor? Toplumsal çöküşün içinde hutbe üretmekten öteye geçebiliyor mu? Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü sahada mı, evrak arşivinde mi? Uyuşturucuyla mücadele koordinasyonu kâğıt üzerinde mi yoksa sokakta mı? Vatandaşın vergisiyle ayakta duran bu kurumların gerçek anlamda işlev görmesi ne zamana kaldı?

Protokol Hep Var, Sorumluluk Hiç Yok Buna karşın düğünler kaçırılmıyor. Açılışlar kaçırılmıyor. Bakan konvoylarının önünde en ön sıraya girilmiş, fotoğraflar çekilmiş, sosyal medyaya düşmüş. Bu şehirde bir protokol karnivalı var; görünür olma yarışı hiç durmuyor. Ama aynı yüzler intihar oranları için toplanmıyor.

Cinayet istatistikleri için masa kurulmuyor. Gençlerin uyuşturucuya neden sürüklendiği sorusu sorulmuyor. Çünkü bunlar fotoğraf çektirmeye elverişli değil.


Son Söz: O Gün Gelmesin, Ama Geldiğinde İş İşten Geçmiş Olacak Yarın bu şehirde bir intihar daha olacak. Ya da bir cinayet. Senaryo biliniyor: Polis gelecek, cenaze kaldırılacak, "üzüntüyle öğrendik" açıklaması yapılacak. Sonra unutulacak. Ama şunu da bilin: Bu senaryo soyut değil.

Bir gün bu haber sizin bir akrabanız olabilir. Komşunuz olabilir. Evinizin içinden biri olabilir. O gün gelmesin; ama geldiğinde iş işten çoktan geçmiş olacak.

Çünkü burada önleme değil, gömmek üzerine kurulu bir sistem var. Olay olduktan sonra başsağlığı dilemek kimsenin hayatını geri getirmiyor. Bu şehrin temsilcileri ve kurumları için asıl mesele sorunları çözmek değil, sorunlar karşısında görünür olmaktır. Çankırı bir toplumsal cinnete sürükleniyor. Bunu durduracak iradenin izi ne mecliste, ne bürokraside, ne de parti örgütlerinde görünüyor. Ateş düştüğü yeri yakar. Çankırı'da da kimse fark etmez.


Avukat Rüstem Karadeniz

Bu yazı 1852 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 1 Yorum