Necati Keskin

Necati Keskin


Çocuk Satıcılar

01 Eylül 2016 - 22:53

Öncelikle; Gaziantep ve Cizre’de düzenlenen, hain terör saldırısını tüm kalbimizle lanetliyoruz. Hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve yaralanan vatandaşlarımıza da acil şifalar diliyoruz...

 

Mübarek Kurban bayramı arifesi sayılırız. Mübarek haftaya böyle bir 'başsağlığı' ile girmek herhalde hoş bir şey değil...

 

Hiç kimse istemez.

 

Biz zaten karıncanın bile ezilmesine karşı iken suçu ve gühanı olmayan onlarca günahsız yavrumuzun, eli ve gözü kanlı kişilerce katledilmelerine söyleyecek söz bulamıyorum. Hayvanlar kadar beyni olmayanlara, diyeceğim şu ki; “Rabbim en kısa zamanda belanızı versin, bizimde yüreğimiz var”

 

***

Daha önce yazacaktım, ama hem araya başka konular girdi, hem de duygusallıkların biraz olsun sükûnete ermesini bekledim. Zira duygusallaşınca birey ve toplum olarak doğru değerlendirme yetisini kaybediyoruz. Asıl maksadı anlamaktan acze düşüp yazılanları yanlış yorumluyoruz.,

 

Bu yazımı ülkemizin yarası olarak gördüğüm fakir ve muhtaç aileler ile eşinden her hangi bir sebeple ayrılmış,  ancak çocuklarının geleceğini düşünmeden ikinci evliliği yaparak öz çocuklarını sokaklara bırakan anne ve babalar için yazdım.

 

Düşünün bir kere hangi anne baba küçücük yavrusunu sabahın köründe, yada gecenin ilerlemiş bir saatinde sokaklarda elinde bir şeyler satmak için dolaşsın ister, şefkate muhtaç bu yavrularımızın o küçük yaşta incecik sesiyle bağırarak sakız. Mendil, simit satsın.

 

Onunla aynı yaşta olan akranları uyurken veya akranları okula giderken, yazın sıcakta, kışın soğukta sokarları arşınlasın, hangi vicdan buna müsaade eder, Daha hayatı tanımadan hayat kavgası vermek, bu küçük körpe bedene revamıdır?

 

Lütfen buna çaresizlik demeyin, Bu çaresizlik değil, annelik, babalık, atalıksa hiç değil; O minicik yavrunun getirdiği para, ekmek her neyse onu yemek yutmak, harcamak kolay değildir. Onun parası zıkkım olası boğaza düğümlenir. Onu yemek yutmak için önce insan olmak gerekir.,

 

Niçin!..

 

Madem ki bu yavruyu dünyaya getirdin o zaman bakacaksın, büyüteceksin sonra da anne baba olacaksın!

 

Efendim biz o zaman cahildik Yeni de evliydik eh çocuğumuz da oldu, ne yapalım yani gibi entel laflarla anne baba olunmaz.  Çocuk yapmanın da onu doğurmanın cahilliği hiç  olmaz, Bakıp büyüteceğin kadar çocuk sahibi olacaksın, Onu dilendirmek, akranları uyuduğu saatlerde veya okul saatlerinde satıcılık yaptırmak, onun üzerinden de duygu istismarcılığı yapmak çok ayıp, çok da günahtır. Bu insanlığa yakışmaz,

 

Şöyle bir yorumda bulunabiliriz, İnsanların başına gelmedik iş olmaz, İnsan bir afetle karşılaşır, yangın olur, sel olur, deprem olur, malını mülkünü kaybedersin, sağlığından da olabilirsin veya evin direği ahirete göç edebilir, Ev ekonomisini beklenmedik bir çöküntüye uğrar, Bunlara da inancımız gereği Takdir-i İlahi’dir, Allah’tan gelene ne yapılabilir ki?

 

İşte o zaman sosyal devlet araya girer, üzerine düşen görevi Devletimiz yerine getirmeye mecburdur. Sorumluluk da onundur. Sosyal Devlet görevini yerine getirmez ise sorumluluk ayıbı yine onundur. 5- 10 yaşında ki yavru çalıştırılmaz. Çalıştıranlar için mutlaka caydırıcı yaptırımlar olabilir, olmalıdır da!.

 

Sözümü 20-25 gün önce televizyonda izlediğim Haliç köprüsünün altında temizlik işçileri tarafından ağır yaralı olarak bulunan talihsiz bir yavruya getirmek istiyorum.  İstiyorum da konu o kadar geniş ki birkaç cümle ile ifade etmek mümkün değil,

 

Ama soruyu kendi kendime sormadan edemiyorum!

 

Bu yavruyu Devletin sahip çıkması için illa ki ölümün ucundan dönmesi mi gerekiyordu? Bu şans ona bu temizlik işçinin tesadüfen bulması mı gerekiyordu. Veya sokak ta bir şeyler satarak geçimini sağlamaya çalışırken bu şans ona verilmez miydi? Büyük şehirlerde çocuk çetesinin ağına düşmüş yüzlerce çocuk dilencilik yaptırılırken, Bu çeteler de kim oldukları devlet tarafından biliniyorken, bunlar çökertilemez mi, veya ortadan kaldırılamaz mıydı? Bu ve buna benzer sorular zihnimden şerit gibi gelip geçiyor. Mutlaka sizlerinde benim gibi şu anda o soruları kendi kendinize sormuşsunuzdur.

 

Bende soruyorum ve her soruya da onlarca cevap alıyorum. Bizler ne pahasına olursa olsun geleceğimize ilgi gösterelim, 5-10 yaşında mendil satma cesaretini gösteren bir yüreğe sahip çıkılır, eğitim verilip yetiştirilirse ondan ileride müthiş bir girişimci, iş adamı, bürokrat, ülkesini seven bir vatandaş olmayacağı ne malum. O yavruların şimdi elinden tutulmazsa biz onlara ne zaman sahip çıkacağız,

 

Elinde bir tomar makbuz ile  kapı kapı dolaşarak veya her Cuma günü cami çıkışlarında cami yaptırmak için para dilenen insanlara veya hac farizasını yerine getirmek isteyen kardeşlerinize sormak gerekmez mi!..

 

Allah’a şükür güzel ülkemde ibadethaneler yeterince var. En büyük metropolden en küçük köyüne kadar camilerimiz mevcut, aynı zamanda bakımlı ve temiz. Hepsinin de hemen hemen imamları kadrolu, Allah Devletimize zeval vermesin, ama İslam dininde bir atasözü vardır.  Fazda önce farz vardır. Tabiî ki ibadethane olmayan yerde her zaman cami gerekli ona hiçbir sözümüz olamaz. Yalnız öyle yerler var ki, bir mahallede 2 den fazla ve içerisinde cemaati yok. Bu nedir?  Bu israfın ta kendisidir. Her Cuma hutbede imam vaaz verirken bu çocuklar için, iki kelimede bunun için konuşsan günaha mı girersin be mübarek,  Ne olur kardeşim, birazda bu çocuklar için çalışın. Onları bu bataklıktan kurtarmak için sizde bir şeyler yapın. İşte sana ibadetin en büyüğü.  İste farzdan önce gelen farz.

 

Ne zaman sahip çıkacağız bu yavrularımıza, her vatandaş gibi bende o mutlu günleri görmek istiyorum.

 

Kıssadan Hisse:

 

Türkiye’de ilahiyatçı Profesör, İmam Hatipli öğrencilerine şöyle demiş: “Çocuklar okulu bitirince her biriniz bir camide veya bir kurumda görev alacaksınız. Sizleri imtihan edecektim ama, yine soru kağıtlarınıza şu sorunun cevabını yazın” demiş.

 

“Düşünün ki bu 12 saat sonra dünyanın son günü. Yarın bu saatte her şey bitecek ve kurtuluş şansınız hiç olmayacak, size sorarım bu gün ne yapmak istersiniz.”

 

Öğrenciler tek tek yazmaya başlamışlar…

 

İbadet eder Tanrı’dan günahlarımı affetmesini dilerdim.

 

Tüm sevdiklerimle vedalaşırdım.

 

Hayatta gitmek isteyip gidemediğim yere gider, ölümü orada beklerdim.

 

Tüm çocuklara yardım eder ve yardım dernekleri kurardım

 

Hoca bütün talebelerin onlarca yazdıklarını tahtaya yazmış. Sonra gülerek sınıfa dönmüş demiş ki: “Çocuklar bunları yapmanız için illa ki dünyanın son günü olması şart mı?”

 

Necati Keskin

 

asiyan151048@hotmail.com

                  

 

Bu yazı 20776 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum